“BİZİM OĞLANLARDAN DEVŞİRME OĞLANLARA”
TÜRKİYE’DE KARŞI DEVRİM
1980 - 2008
İdris Köylü
idris.koylu@hotmail.comYazının amacı, “bir şeylerin yeniden keşfi” olmayıp, somut olgulardan hareketle karşı devrimin gelişme çizgisini izlemek ve antiemperyalist-antikapitalist sınıf hareketi açısından olanlar, olması gerekenler ve olabilirlikler üzerinde tartışmaktır.
Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi, karşı devrim sürecinin 1980’lerden itibaren irdelenmesi, bu tarihin bir başlangıç değil, karşı devrim açısından bir dönüm ve yapılanma sürecinin başlangıcı olduğu nedeniyledir. Karşı devrimin yapılanmasının “niçin 1980” tarihi alındığına ilişkin irdelemenin bu tarihe kadar olan gelişiminin açılımı için Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş sürecinin kısa bir özetinin zorunlu olduğunu düşündük. Bu nedenle giriş bölümü Kuruluş süreci ile 1960 dönemini kapsayacaktır. 1950 lerde başlayan emperyalist-kapitalizme adapte olma süreci adım adım yeniden yapılanmalarla bugüne değin gelmiştir. Bu süreç hazırlık sürecidir. Ancak 12 Eylül 1980’lerde başlayan süreç, hazırlığın tamamlandığı ve sistemle bütünleşmeye başlandığı süreçtir. Bizce 12 Eylül 1980 öncesi ile sonrasının ayırıcı temel özelliği de budur.
1920-1950: KISA TARİHÇE:
Bütün imparatorluklar gibi çokuluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı imparatorluğu, Burjuva uluslaşma sürecinin etkilerinin imparatorluk bünyesinde hissedilmeye başlanmasıyla Balkanlarda ve Avrupa’daki ulusların bağımsızlıklarının ilan edilmesiyle imparatorluktan kopmuşlar ve bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. İmparatorluk bu tarihten itibaren hem küçülmeye başlamış, toprak kaybına uğramış, hem de prestij kaybına uğramıştır. Gelişen Avrupa kapitalizmi, kapitalist üretim biçimini idame ettiremeyen feodal imparatorluğun bakir topraklarını, her bir emperyalist kapitalist ülke kendisi için “elde edilmesi ve açılması gereken bir Pazar” olarak görmeye başlamışlardır.
Diğer emperyalist-kapitalist ülkelere göre kapitalist gelişmesini geç tamamlayan ve Pazar payı aleyhine olan, kapitalist üretimini hızla geliştiren Almanya’nın, o güne değin paylaşılmış bulunan pazarların yeniden paylaşımını gündeme getirmesiyle emperyalist ülkeler arsında savaş kıvılcımları yayılmaya başlamıştır. Osmanlı imparatorluğunun aczini bilen Almanya kendi açısından Osmanlıyı yanında savaşa sokmakla diğer emperyalistlere karşı Ortadoğu ve Balkanlarda Alman Emperyalizmi adına savaşacak, kendi hesabınca da, Almanya’nın savaşın galibi olacağına kesin inançla, kaybettiği topraklarını değilse bile prestijini kurtaracaktır.
Savaşın Almanyanın yenilgisiyle sonuçlanması sonucu, bilindiği gibi Bretsk-Litovsk anlaşmasıyla Almanya teslim olurken, Sevr anlaşmasıyla da Osmanlı topraklarının savaş galibi emperyalistler tarafından paylaşılması öngörülmüştür.
Birinci paylaşım savaşı, tarih sahnesine, o güne dek görülmeyen iki tarihsel olguya da gerçeklik kazandıracaktır
.Birincisi, emperyalist savaşın taraflarından olan Çarlık Rusyasında iktidara talip olan Bolşevikler emperyalist savaşı iç savaşa-çarlığa karşı savaşa- dönüştürerek, yalnızca çarlığın değil, daha da önemlisi emperyalizmin, yerkürenin önemli bir coğrafyasında yenilgisini sağlayarak hem sistem karşıtı bir gücün varlığını, hem de kapitalizmin sistem ölçeğinde ömrünü doldurduğunu ve işçi sınıfının sınıfsız topluma giden yolda iktidarının tarihsel olarak gerçekleştiğini ve farklı kapitalist ülkelerde de bu sürecin başladığını göstermiştir. Kısacası emperyalist kapitalist sistem, o güne dek karşılaşmadığı ve hesabını yapmadığı tarihsel bir gücün varlığı ile tanışacaktır. Artık emperyalist kapitalistler yer kürenin tek hakimi, efendisi değildir.