SGB1974.ORG - LENİN - PARTİ - KOMSOMOL
Eylül 08, 2010, 04:55:56 ÖS *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Alman Komünist Partisi (DKP) açıklaması  (Okunma Sayısı 387 defa)
admin
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540


Site
« : Eylül 18, 2009, 08:29:32 ÖÖ »

Alman Komünist Partisi (DKP) açıklaması

Bankaları Milileştirme ve Sosyalleştirme Zamanı!

Mali krizin küresel etkileri oldu. Dünya ekonomisi gerilemeye sürüklendi, şirket hisse fiyatlarında aşırı düşüşler yaşandı, bugün Alman otomotiv endüstrisinde gözlendiği gibi imalat sanayinde de etkileri büyüyor. İşçi sınıfı, iş bulabilenler ve işsizler, emekliler, kamu kaynaklı gelirlere bağımlı olanlar, dünyanın bütün yoksulları, kapitalist ülkelerdeki orta sınıflar için krizin sonuçları tam olarak öngörülemiyor.

Gerçekler gösteriyor ki krizin sadece ABD finans sermayesi ile ilgili olduğu iddiası doğrulanmadı; Avrupa’nın ABD’ye oranla daha istikrarlı olduğu iddiası da doğru değil. Ekonomik büyümenin yakında başlayacağı, krizin fazla zarar vermeden geçip gideceği, işsizliğin fazla artmayacağı dedikoduları boş laf! Alman Maliye Bakanı Steinbrück, 2008 eylül ayındaki bütçe görüşmelerinde, finansal krizin ABD-yapımı olduğunu açıklamıştı. Eylül 2008 sonunda, “dünyanın bir daha asla kriz öncesi günlere dönemeyeceğini” vurguladı. 10 Ekim’de Şansölye Merkel Alman Parlamentosu’na “daha önce hiç bu kadar ciddi bir durumla karşılaşmadıkları” açıklamasını yaptı. Gazetelerde “Kapitalizm krizde” veya “Kapitalist sistem sorgulanıyor” gibi başlıklar okunuyordu.

Vergi ödeyenlerin banka ve sigorta şirketlerini kurtarmak için yapılacak ödemeleri zoraki sırtlanacakları gerçeği, sadece ABD’nin en büyük beş bankası için değil, İzlanda, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Almanya gibi ülkelerin büyük bankaları için de söz konusuydu, bazı ülkelerin ise toptan iflasından söz ediliyordu. Ekonomik olarak en güçlü kapitalist ülkelerin hükümetleri, bankaları kurtarmak için bazı paketler uygulamaaya soktu. Krizden en ağır darbeyi yiyen bazı finansal kuruluşların hisseleri, geçici olarak hükümetler tarafından devralındı. Amaç zararlarının “sosyalleştirilmesi”. Ekonomik durum değiştiğinde, yeniden yapılanmış bu kuruluşlar finans sermayesine yeniden devredilecek.

Almanya Hükümeti kurtarılacak şirketlerin hisseleri için 500 milyar euro tüzerinde bir fonu tahsis etmeyi planlıyor.

Alman Komünist Partisi kamu fonlarının bu şekilde çarçur edilmesini reddediyor. Sendikalardan, banka sermayesiyle doğrudan ilişkili olmayan kuruluşlardan ve demokratik olarak seçilmiş halk temsilcilerinden oluşmuş bir komisyonun acilen kurulmasını öneriyoruz. Komisyonun görevi, kamuoyunu krizin boyutları hakkında bilgilendirmek, halkoyuyla kararlaştırılacak çözüm önerilerini belirlemek olmalı. Acil bir adım olarak, bütün büyük bankaların kamu mülkiyetine devralınmasını öneriyoruz. Bankaların müflis bankacıların ve spekülatörlerin denetiminde olmasına daha fazla tahammül edilemez.

Şunu çok iyi anımsıyoruz: daha yakın bir zaman önce, çocukevleri ve kreşler için 6 milyar euro tahsisi gereği, işsizlik sigortası ödemelerinin artırılması için 7 milyar euro tahsisi gereği tartışıldığında, bütün neoliberalizm yanlısı partiler (muhafazakarlar, liberaller, sosyal demokratlar, yeşiller) hep bir ağızdan bu isteğin çok pahalı olduğunu dile getirmiş ve karşılanamayacağını belirtmişti. Şimdi birdenbire, batık bankaların ve sigorta kuruluşlarının, bazı büyük şirketlerin kurtarılması için milyarlarca euro tutarında fonların seferber edilebildiğine tanık oluyoruz.

Yasal asgari ücretin temel ihtiyaçları karşılamaya yetecek düzeye yükseltilmesi tartışıldığında, iş bulma programları için para temini gerektiğinde, veya emeklilik maaşlarının yükseltilmesi talep edildiğinde, bunun için gerekli maliyetin karşılanamayacağı açıklanmıştı. Oysa şimdi on milyarlarca euro batık banka ve şirketleri kurtarmak için bulunabiliyor.

Banka ve şirketlerin kurtarılmasına işbaşındaki koalisyon hükümeti parlamentoya bile danışmadan ve halka hiç sormadan karar verebiliyor. Finans sermayesi zümresinin egemen partiler üzerindeki etkinliği ve gücü hiç bugünkü kadar açıkça gözler önüne serilmemişti.

Tartışılan toplumsal, eğitimle ilgili ve insani talep ve ihiyaçlar olduğunda, kamusal harcama artışları ulusal borcu azaltmak gerekçesiyle reddedilmişti. Şimdi görüyoruz ki bedeli ne olursa olsun kapitalist düzenin devamını ve kurtarılmasını sağlamak istiyorlar.

Bugünkü kriz durup dururken patlak vermedi. Krizin nedenleri, bankacıların yetersizlikleri, yanlışları değil, şirket yönetim kurullarının yetersizlikleri, yanlışları değil, devletin bankaları gözetim ve denetim faaliyetindeki yetersizlik de değil. Hepsi sistemin spekülasyon büyüdüğü sürece sağladığı olanakları kullandı.

Krizin yıkıcı etkilerini bizzat kapitalizm üretti. Alman Komünist Partisi’nin programında belirtilen sonuçların çarpıcı biçimde doğrulandığına tanık oluyoruz. “Spekülasyon kapitalist ekonominin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak tekelci kapitalizmin yeni evresinde, sekülasyon belirleyici bir unsurdur, ekonominin ve siyasetin bütün alanlarına dahil olur. Bunun sonucu, büyük şirketlerde girişilen finansal spekülasyonun sermaye birikiminin merkezi bir aracı haline gelmesidir. Banka ve sigorta sektörlerinde dev şirket birleşmeleriyle, yatırım ve emeklilik fonlarında büyük kaynakların toplanmasıyla, finansal kurumlar kudretlerinin yeni ve yüksek bir evresine erişti. Sermaye en yüksek kar arayışıyla dünyayı dolaşıyor. Sermayenin çıkar ve faiz açlığı, ancak faiz hadlerinin hesapsız artışıyla, devlet ve belediye bütçelerinin yağmalanmasıyla doyurulabiliyor. Bu açlığı doyurabilmek için de borçlanmaların devasa büyümesi, finansal kurumlara bağımlılığın mütemadiyen artışı gerekiyor. Spekülasyon sınır tanımıyor, sadece hisse senetlerini ve işletmeleri değil, ülke para kurlarını da hedef alıyor. Uluslararası finans pazarları, ulusal ekonomi politikaları üzerinde de diktatörlük kuruyor.”

İşte bu finansal pazarlar ve onların peşinden sürüklenerek bütün ekonomiler, şimdi derin bir krizin içine düştü, öyle bir kriz ki bedelini bütün dünya halkları, en çok ve en önce de en yoksullar ödeyecek.

9 Ekim 2008’de Alman burjuvazisinin sözcüsü Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi, olan bitenleri tarif edebilmek için, ilk sayfasında Komünist Manifesto’dan şu satırları nakletmek zorunda kalmıştı: “Kendine özgü üretim, mübadele ve mülkiyet ilişkileriyle modern burjuva toplumu, bunca güçlü üretim ve mübadele araçları yaratmış olan bu toplum, çağırdığı cinlere hükmünü geçiremez duruma düşen sihirbaza benziyor.”

ABD, İngiltere, Belçika ve başka ülkelerde, önde gelen bankaların delet denetimine alınması, serbest pazar ekonomisi denilen şeyin, yani kapitalizmin yerle bir olduğunu gösteriyor. Krizler kapitalist sistemin parçasıdır, ama bu krizin seyri besbelli farklıdır, bir dizi kriz etkeni bir arada etkileşmektedir:
Fazla-üretim, bankacılık krizi, ekolojik kriz, açlık krizi, ve emperyalizmin Afganistan ve Irak’ta yenilgiye uğraması olasılığını da içeren siyasal kriz.
Bütün bu kriz etkenleri bir arada, insanlığın varlığını ve doğayı tehlikeye atıyor. Savaşlara bağlı büyük yıkıcı felaketler, ekolojik ve sosyal afetler, kitlesel göçlere bağlı felaketler kapıya dayanıyor. Sermaye iktidarının gerici ve diktatoryal biçimlerine yönelik eğilimler güçleniyor. Alman hükümetinin orduyu ülke içinde görevlendirmeye ve yetkilendirmeye yönelik anayasaya aykırı önerisi de bunun bir belirtisidir.

Alman Komünist Partisi üyeleri olarak kendimizi, emekçi halkın çoğunluğunun neo-liberal iktidara karşı görüşlerini seslendirmek ve hayata geçirmek zorundaki parlamento-dışı hareketin bir parçası olarak görüyoruz. Sosyal güvenlik sisteminin daha fazla tahribine karşı, eğitimin tasfiyesine karşı, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesinin devamına karşı, vergi sistemlerinin sermaye lehine değiştirilmesine karşı direniş ve protestoyu güçlendirmenin zamanıdır.

Çalıştığımız, okuduğumuz ve yaşadığımız her yerde, direnişi örgütlemeliyiz. Talep ve eylemlerimiz, işçilerin, işsizlerin, öğrencilerin ve emeklilerin öz ve canalıcı çıkarlarıyla ilgilidir.

Toplumsal ittifaklar, fabrikalarda, bürolarda, mahallelerde ve şehirlerde yaşanan çatışma deneyimlerinin sonucu olmalıdır. Bu ittifaklar, güçleri birleştirmeli ve ortak talepleri dile getirmelidir.

Alman Komünist Partisi DKP şu talepleri ileri sürüyor:

- Sosyalleştirme banka ve şirketlerin zararlarına değil banka ve şirketlerin kendilerine yönelik olsun, banka ve şirketler kamu mülkiyetine alınarak demokratik kamu denetimi altına konulsun!

-Anayasa Madde 14 ve 15’i uygulama zamanıdır (mülkiyetin sınırlanması ve sosyalleştirme)

- Özelleştirmeler durdurulsun: Kamu yatırım bankalarının, belediye bankalarının ve kamu hizmet kurumlarının korunmasını talep ediyoruz.

- Vergi düzenlemeleri finans sermayesi lehine değil aleyhine yapılsın!

- 800 bin mültimilyoner için acil olarak %1,5 vergi konulsun (sadece bu vergiyle elde edilecek 30 milyar euro gelir iş bulma programlarına yönlendirilebilir)

- Bütün finansal kuruluşlarda, bankalarda, sigorta şirketlerinde, sendikaların demokratik örgütlerin toplumsal örgütlerin temsilcilerinin katılımıyla kurulacak zorunlu demokratik organlar aracılığıyla iş ve işletme kararlarının gözetiminin ve denetiminin sağlanması

Ayrıca acil bir politik tedbir öneriyoruz: Bütün spekülasyon işlemlerinin yasaklanması ve hedge fonlarının feshedilmesi. Mali suçların araştırılması ve takibi; mali suçluların cezalandırılması

Politik değişim talebimiz yalnızca gerici tehdit ve tehlikelerin artışına karşı değildir. Değişim, toplumun büyük çoğunluğunun katılımıyla daha sosyal, daha demokratik, daha ekolojik ve savaş-karşıtı politikalara kamu desteğinin artışını gerektiriyor. Bu süreç, toplumsal seçenekler ve gelecek perspektiflerine dair bir tartışmaya odaklanmalıdır. Eylemde dayanışma ve tartışmada dayanışma aynı madalyonun iki yüzüdür. Nasıl bir gelecek istediğimiz hakkında açık bir tartışmaya gerek duyuyoruz.

Kapitalizmin mevcut krizi ışığında, biz komünistler bir kez daha vurguluyoruz: “Kamu mülkiyeti ve üretimin kapsamlı toplumsal planlaması ön koşulu gerçekleştiğinde, uzun bir tarihsel sürecin seyri içinde, bireyin serbest gelişiminin bütün insanlığın serbest gelişiminin koşulu olduğu bir topluluk düzeninin serpilip boy atması mümkün hale gelecektir.”


(K.Marx/F.Engels: "Komünist Manifesto")
Kayıtlı

"Yalnızca iki sınıf vardır, işçi sınıfı ve burjuvazi, ve her kim bunlardan birinden yana değilse, ötekinden yanadır."

http://www.tsip1974.com
http://www.bluemirrow.com
http://www.mizika.com
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
Asalet Theme: deruni
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!