|
admin
|
 |
« : Ocak 31, 2010, 02:54:32 ÖÖ » |
|
Emperyalizm Nedir? II
Sermaye nerde kâr varsa oraya gidecekti, kendini yeniden ve aratarak üretmek için. Dış ülkelerde, özellikle geri kalmış ya da sömürge ülkelerde, iş gücü bol ve çok ucuzdur, topraklar yok pahasınadır, hammaddeler boldur ve düşük fiyatla bunlara el konulabilir. İşte sermaye, bu avantajlardan yararlanmak için ihraç edilir ve yüksek kârlar sağlanır. Bunu hemen belirtelim ki sermaye sırf geri kalmış ülkelere ihraç edilemez. İleri sanayi ülkelerine de ihraç edilir. En güçlü sermayeye sahip emperyalist ülkeler, daha az güçlülere egemen olmak için onların pazarlarına el atarlar, onları kendi ülkelerinde boğmak için kıyasıya savaşıma girerler. Bunun en somut örneği ABD tekelleridir. Sermaye ihracı nereye yapılırsa yapılsın, yani ister geri kalmış ülkelere, ister gelişmiş ülkelere, amacı daima tekellere ekonomik ve politik etkinlik sağlamak, yüksek tekel karları getirmektir. Bir diğer önemli noktada şudur: sermaye ihracı yapılması demek, emtia ihracı artık yapılmıyor demek değildir. Tersine sermaye ihracı, sanayi ürünlerinin sürümüne açık olan pazarların işlenmiş mal istemlerini teşvik eder. İhraç edilen sermayenin çoğunlukla yüzde 90’ından fazlası ihracı ülkenin yaptığı siparişler ve onlardan elde edilen kâr aktarımı ile geri döner. Sermaye ihracının bir biçimi de BORÇ vermedir demiştik. Buna “ikraz sermayesi” deniyor. Borç alan ülke ki, çoğunlukla geri kalmış ülkelerdir, büyük faiz yükleri altına girer; ayrıca işlenmiş ürünlerin ya da yabancı teknolojinin, bu borcun koşulu olarak, büyük çapta borç verenden sağlanması taahhütlerini de kabul etmek zorunda kalır. Sonuçta sermaye ihracı, katmerli kârlar ve avantajlar sağlar. Ve bu kârlar her zaman ve her durumda mazlum ülke emekçilerinin sırtından çıkar. Acaba emperyalizmin sermaye ihraç ettiği ülkelerin ekonomik ve toplumsal yapısında ne gibi değişiklikler olmaktadır? Kapitalizmin her girdiği yeri kendi özelliklerini getirmek ve o ülkelerde eski toplumun kalıntılarını tasfiyeye yönelmek zorundadır. Bu, her şeyden önce kapitalist pazarın geliştirilmesi anlamına gelir. Yani emperyalizm, girdiği ülkelerde aynı zamanda kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesini de zorunlu olarak getirir. İçpazarı geliştiren emperyalizm, bir yandan da o ülkede kendine bağımlı bir kapitalist yapıyı ortaya çıkarır. Başlangıçta bu gelişmenin dizginleri emperyalistlerin elindeydi. Yani onların istediği, işlerine geldiği kadar ileri giden, yavaş ve güdümlü bir kapitalist gelişme söz konusuydu. Sermaye ihracının başlangıç döneminde dünya üzerinde sömürgeler vardı ve sömürge sahibi olmak, sömürgeleri her ne pahasına olursa olsun ele geçirmek, tekelci burjuvazinin en çok işine gelen şeydi. Çünkü o zaman egemenlik kurmak kesinlik kazanıyor, ne ekonomik ne de politik risk söz konusu olmuyor. Sömürge ülkeyi iliğine dek rahatça sömürmek olası oluyordu. Gelgelelim 2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra sosyalist sistemin somut olarak kuruluşu dünya emperyalizmini geriletti. Artık dünyada tek bir sistem emperyalist sistem yoktu. Sosyalist ülkeler, ulusal kurtuluş savaşı veren halklar vardı. Özetle söylemek gerekirse emekten yana bir sistem sosyalist sistem ortaya çıkmıştı. Bunun sonucu emperyalistler sömürgelerini yitiriyor, emperyalistlerin işleri alabildiğine zorlaşmıştı. Ama emperyalistler bu gelişmeler karşısında geri çekilmiyor, her türlü tehlikeyi ve hatta 3. Paylaşım Savaşı’nı bile göze alıyorlardı. Eski sömürgeleri bu kez ekonomik ve ideolojik yönden bağımlı kılmak için, YENİ SÖMÜRGECİLİK yöntemlerini, çeşitli yardım kurnazlıklarını uygulamaya koyuyorlardı. Ancak söyle bir gerçekle de yüzyüze geliniyor, geri kalmış ülkelere, eski sömürgelere yapılan yardımların kârlılığı gittikçe azalmaktadır. Çünkü bir yandan toplumsal ve politik uyanış, tekellerin o ülkelerde at oynatmasını zorlaştırmakta; diğer yandan, gelişen tekniğin ve bilimin getirdiği ileri teknolojiye uygulanacak işçilerin yetiştirilmesi, hem riskli hem de pahalı olmaktadır. Bütün bunlardan ötürü sermaye ihracının giderek ileri kapitalist ülkelere kaydırıldığını görüyoruz. Günümüzde sermaye ihracı ana damarı ileri sanayi ülkelerine yönelmiştir. Çünkü buralarda ileri teknolojinin gerektirdiği önkoşullar vardır. Ne var ki, günümüzde sosyalist sitemin yıkılışı ile birlikte yeniden başa dönülmüş, emperyalizme karşı verilen savaşımlar büyük ölçüde desteksiz kalmıştır. Bu yüzden de emperyalist dünya istediği gibi at oynatır hale gelmiştir. Açıklamalarımıza devam edersek; Sermaye ihracına en önemli katkıyı devletin yaptığını bilmemiz gerekiyor. Özel tekellerin yanında devletin yaptığı sermaye ihracı gittikçe daha büyük boyutlara varıyor. “Kalkınma yardımları” çoğunlukla bizzat devlet tarafından yürütülüyor. Bugün ABD, diğer ileri sanayi ülkelerine ve gelişmekte olan ülkelere yapılan sermaye ihracında büyük farkla başı çekiyor. Almanya bir yandan ABD’den sermaye alırken, öbür yandan diğer ülkelere sermaye ihraç ediyor. Ülkemize de sermaye ihracı yapmak için kapıları çalmakta, kendine elverişli koşulları yaratabilmek için heyetlerini yollayıp durmaktadır. Günümüzde, özünde sermaye ihracı yoluyla gerçekleşen sömürüden bir farkı olmayan yeni bir sömürü biçimi daha ortaya çıkmıştır ve gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu sömürü biçimi işgücü ithali olarak kendini göstermektedir. Emperyalist ülkeler böylece hem sermayelerini kendi ülkelerinde tutmakta ve hem de ucuz işgücü getirerek kendi avantajlarını değişik ama özü aynı olan yeni bir sömürü biçimiyle kârlarını azami ölçüde artırabilmektedirler. Alman emperyalizminin ve diğer Avrupa emperyalist ülkelerinin bu yolla büyük kârlar elde ettiği ve Türkiyeli işçilerin de içinde bulunduğu milyonlarca işçiyi çalıştırdığı bilinir. Bu yolun bir başka yararı da, ucuz işgücü kaynağını sürekli canlı tutarak, kendi ülkesindeki işçi sınıfının ekonomik istemlerini sınırlı bir düzeyde tutmaya olanak vermesidir. Gerçi sosyalist sistemin yıkılışı ile birlikte sermaye güçlerinin azgınlığı daha da üst boyutlara varmış, işçilerin elde ettikleri kazanımlar bir bir ellerinden alınmıştır. Emperyalizmi kapitalizmden ayıran özellikler; …yani tekelcilik, finans kapital egemenliği, sermaye ihracı… çok önemli
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #1 : Ocak 31, 2010, 02:54:54 ÖÖ » |
|
ayırt edici nitelikleri böylece görmüş olduk. Şimdi emperyalizmin dünya üzerinde egemenlik kurmak için hangi yöntemler uyguladığını görelim. Emperyalizmin en önemli özelliklerinden biri de, ülke içi tekelleşmeyle kalmaması, değişik ülkelerdeki emperyalist tekellerle uluslararası tekilci birlikler oluşturmasıdır. Bugün bunun anlamı dünya tekelciliğinin yani uluslararası tekelciliğin kurulmasıdır. Bunun amacı, dünyanın tekeller arasında ekonomik paylaşımıdır.
DÜNYANIN PAYLAŞIMI NASIL OLDU?
Tekelci kapitalistler önce kendi ülkelerindeki pazarı yani iç pazarı tamamen ele geçirirler. Sonra, kapitalizmin eskiden beri vazgeçilmez olarak yarattığı dış Pazar üzerindeki egemenlik pekiştirilir. Dış pazarı egemenlik altına lama zorunluluğu da sermaye ve üretimdeki yoğunlaşmanın çok ileri boyutlara ulaşmış olmasındandır. Tekelci kapitalistler arasında bu kez, dış pazarlar, hammadde kaynakları ve sermaye yatırım bölgeleri uğruna dünya çapında büyük bir savaşım başlar. Ama bu savaşım, yani dünya çapında yarışma tekeller için son derece zorlu bir savaşımı gerektirir. Bu savaşım bazen kârlardan olma, hem de tamamen yok olma ile sonuçlanabilir. Karşıt tekel ya da tekeller karşısında zafere ulaşmak için, alışılmışın çok üstünde kuvvet ve para harcamak gerekir. Bu tehlikelerden kurtulmanın yolu, bu kez çeşitli kapitalist ülkelerin büyük tekellerinin kendi aralarında uzlaşması, dünya çapında ekonomik paylaşıma gitmesidir. Uluslararası tekeller böylece oluşur. Ve belli üretim dallarında dünyayı ekonomik olarak bölüşürler. Bu onların çıkarınadır. Örneğin elektronik sanayinde iki dev tekel, yani ABD (General Electric ve Alman (AEG) tekeli Birinci Paylaşım Savaşı’ndan sonra dünyayı kendi nüfuz bölgelerine ayırmada anlaşmışlardır. Alman tekeli bir kısım Avrupa ve Asya pazarlarını almış, Amerikan tekeline de tüm Amerika kıtası pazarları kalmıştır. Uluslararası tekeller, kendi ekonomik dallarındaki fiyatları istedikleri gibi saptayıp bunu bütün kapitalist dünyaya zorla kabul ettirirler. Tekellerin fiyat politikası artı-değerlerin daha büyük bir bölümüne el konulmasına yarar. II. Paylaşım Savaşı’ndan sonra türeyen yeni uluslararası tekeller, bu kez devletlerarası tekeller haline gelmişlerdir. Yani tekelci devletler işin içine fiilen girmişlerdir. Bunlara bir örnek, Avrupa ülkelerinin oluşturduğu Avrupa Birliğidir. Bunların amacı dünya pazarlarını ve diğer etki alanlarını Avrupa kapitalistlerinin paylaşmasıdır. Ancak uluslararası uzlaşmalar sonsuza dek sürüp gitmez. Karşıtlar arasındaki bu anlaşmalar aralarındaki çelişkileri örtbas etmez. Tam tersine tekeller arası zıtlıklar ve yarışma daha da derinleşir. Bunun nedeni de şudur; kapitalizmde her ülke her alanda aynı zamanda, aynı oranda ve aynı biçimde gelişmez. Bu kapitalist sistemin en önemli niteliği olan eşit olmayan gelişmedir. Yarışma ve anarşi, kapitalizmin özünde yatar. Uluslararası tekellerin içindeki güçlerin farklı gelişmesi, güçlenmesi ya da zayıflaması kaçınılmazdır. Bu da yeniden yarışmayı körükler. Sonunda daha güçlü tekel, nüfuz alanlarını bu kez kendi çıkarına değiştirmek için diretmeye başlar. Buna en iyi örnek Almanya’dır. 1. Paylaşım Savaşı öncesinde Almanya’nın ekonomik gelişmesi diğer kapitalist ülkelere oranla fazlaydı, ama sömürgeleri yok denecek kadar azdı. Bunun için 1. Paylaşım Savaşı’nı çıkardı. Yenildi ancak durmadı. Ekonomik gelişmesini bir süre sonra yine ilerletti ve 2. Paylaşım Savaşı’nı çıkaran yine o oldu. Bu durum bize açıkça şunu gösteriyor. Uluslararası tekelleşmeler dünyayı barışa ve sürekli uzlaşmalara değil, tam tersine büyük savaş felaketlerine sürüklemektedir. Yani bu geçici birleşmeler, uluslararası tekelci karşıtların soluklanma fırsatlarıdır. Uluslararası düzeyde içiçe geçen finans kapital, yeni savaşların çıkarıcısıdır. Çünkü o, kör ve egemenlikten başka hiçbir yasa tanımaz ABD tekelleri, uluslararası tekelleşmelerin hemen hepsinin içine girmiş ve egemen olmuştur. Çünkü en güçlü tekel, en çok söz sahibidir. Yani dünyanın paylaşımı sermayenin gücü oranındadır. Emperyalist devletler, dünyayı politik ve coğrafi olarak da paylaşmaya çalışırlar. 20. yüzyılın başında ve nihayet 1. Paylaşım Savaşı’na kadar dünyada paylaşılmamış toprak kalmamıştı. Emperyalist devletler dünyayı sömürgeleri ve yarı sömürgeleri haline getirmişlerdi. 1. ve 2. Paylaşım Savaşları, bu paylaşımı tazelemek, yenilemek, daha güçlünün, daha zayıftan toprak ve sömürü alanı koparması için çıkarıldı. Salt kâr ve egemenlik isteğinden ötürü yabancı halklar boyunduruk altına almak ve sömürmek, tekeller için yaşamsal bir zorunluluktur. Ama ne var ki, dünyanın çehresi artık değişmişti. Ulusal kurtuluş Hareketleri 2. Paylaşım Savaşı’ndan sonra Asya’da, Afrika’da Amerika’da geniş alanlara yayıldı. Sömürgeler bir bir bağımsızlığa kavuştu. Halklar uyanıyor ve emperyalizme başkaldırıyor. Bugünkü dünyada güçler dengesi, emperyalistler aleyhine iken sosyalist sistemin yıkılmasından sonra büyük ölçüde olumsuz yönde değişmesine karşın yine de ilerlemenin önünde durmanın olanağı yoktur. Sovyetlerin ve sosyalist sistemin yıkılışı ile birlikte emperyalizm yeniden istediği gibi at koşturmaya başlasa da sonuç yine de değişmeyecek, emperyalist kapitalist sistem erinde gecinde yıkılacaktır. Bugün başta emperyalist ABD olmak üzere dün sosyalist sistem varken saldırganlıkları engelleniyordu. Ne yazık ki bugün bu görüntü büyük ölçüde tersine dönmüş bulunmakta bölgesel savaşlar birbirini kovalamaktadır. Özetle emperyalizmin her türlü baskı ve boyun eğdirmesi bütün şiddetiyle devam etmektedir. Dün dünyanın pek çok yerinde yenik düşen emperyalizm, bugün yeniden eski huyunu gerçekleştirmek için eylemli bir kalkışma sergilemekte ve dünya halklarına boyun eğdirmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte karşısında da direniş güçleri her şeye karşın savaşımını sürdürmektedir. Emperyalizmin gerici, asalak, çürümüş niteliği her geçen gün dünya halklarının bilincine çıkmaktadır. Emperyalizmin bu tarihsel özelliklerini açıklamaya geçmeden önce, onu kapitalizmden ayıran şimdiye kadar gördüğümüz ekonomik temel niteliklerini özetle yineleyecek olursak: 1. Emperyalizm tekelci kapitalizmdir. 2. Emperyalizm mali sermaye ve mali oligarşi egemenliğidir. 3. Emperyalizmde sermaye ihracı egemen önem kazanmıştır. 4. Emperyalizmde dünyayı paylaşan uluslararası tekeller oluşur. 5. Emperyalizmle birlikte dünyanın coğrafi nüfus alanları ve politik paylaşım tamamlanmıştır.
EMPERYALİZM ASALAK VE ÇÜRÜYEN KAPİTALİZM, NEDEN?
Kapitalizmde serbest yarışmacı dönemden sonra tekellerin ortaya çıkması kapitalist toplumun ekonomisinde çürümeye yol açar. Emperyalizmde serbest yarışma ortadan kalkmasa bile egemen nitelik olmaktan çıkar. Tekelcilikte çeşitli yollardan sömürünün oranını arttırarak kâr etme olanakları bulunduğundan ve üretime de tamamen tekeller egemen olduğundan, giderek üretim güçlerinde durgunlaşma eğilimi başlar. Kapitalistlerin büyük çoğunluğunun artık üretimle hiçbir ilişkisi kalmamıştır, aylak bir yaşam sürerler, hisse senetlerinin getirdiği kâr paylarıyla geçinen yeni bir zümre rantiyeler oluşur, Emperyalizm çürüyen kapitalizmdir. Çünkü üretim güçlerinin gelişmesini engellediği gibi, artık ne işsizlere iş bulma ne de fabrikaları verimli işletebilme yeteneğine sahiptir. Tekeller, fiyatları suni olarak yüksek tutup kendi kârlarını garantiye aldıkları sürece fabrikasyon usullerindeki gelişmenin hızını keserler. Yani **** üretiminde ilerlemeye karşı eğilim yaratırlar. Tekniğin ve bilimin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni buluşların patent haklarını büyük paralarla satın alan tekeller, bunların uygulanmasını kendi çıkarlarıyla sınırlandırırlar. Ama tekelci kapitalizmde tekniğin gelişmesi de zorunludur. DEVAM EDECEK
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #2 : Ocak 31, 2010, 02:55:27 ÖÖ » |
|
GENÇLİĞİN KOMSOMOL ÖRGÜTLENMESİ ÜZERİNE
Hiç kuşku yok ki, kimilerinin alışkınlık haline getirdikleri gibi geçmiş geçmişte kaldı diyerek işin içinden çıkmaya çalışmayı doğal bulmuyoruz. Bulmuyoruz, çünkü geçmişten bugüne taşımamız gereken sayısız iyi örneklerimiz var
Sosyalist Gençlik Birliği (SGB) örgütlenmesi ile ilgili olarak sayısız yazılar yazdık. Yazdığımız yazılarda geniş gençlik yığınlarının dikkatini çekmek için elimizden geldiğince çaba harcadık. Bununla birlikte gençliğin içinden bizim sesimize kulak verenlerin sayısı bir hayli az oldu. Hiç kuşku yok ki, bu olumsuzluğu masaya yatırıp irdeledik. Ve gördük ki, kendi eksikliğimizin yanısıra sola ve sosyalizme yüzünü dönmüş olan genç arkadaşlarımızın da önemli eksiklikleri var. Kısaca da olsa bu eksikliklerin üzerinde durmak ve canalıcı bulduğumuz yanlarına işaret etmek istiyoruz. Hiç kuşku yok ki, kimilerinin alışkınlık haline getirdikleri gibi geçmiş geçmişte kaldı diyerek işin içinden çıkmaya çalışmayı doğal bulmuyoruz. Bulmuyoruz, çünkü geçmişten bugüne taşımamız gereken sayısız iyi örneklerimiz var. Gençliğin bu sayısız iyi örnekleri günümüze taşımasından doğal hiçbir şey olamaz. Ancak kalıplaşmış ve dünde kalmış örnekleri de yineleyip durarak da günümüzü kurtarmanın olanağı yoktur. Biz bu noktaya atıf yapmışken iki ayrı noktaya dikkatlerimizi yoğunlaştırmamız gerektiğini düşünüyoruz. Birincisi; özellikle 1970’lerin başında kalan DEV-GENÇ anlayışı ile günümüzü koşullarını aynılaştırarak yürümenin olanağı kalmamıştır. Salt coşkuya ve slogancılığa dayanan devrimci savaşım örneği aslında o günü de kucaklamış olmamasına karşın gençlik içinde kendisine kitlesel bir alan açmayı başarmıştır. Doğal olarak 1968’lerde başlayan ve dünya ölçeğinde yükselen bir devrimci yükselişten de söz etmek gerekir. Ancak o yükselişin bile perde arkasını kurcaladığımızda olumsuzluklar bulmak olasıdır. Avrupa’da ve başka ileri kapitalist ülkelerde işçi sınıfı nitel ve nicel olarak tartışmasızken, gelişen devrimci savaşım her ne hikmetse işçilerle bağ kurmamış, salt gençlikle, özellikle de öğrenci gençlikle sınırlı kalmış, bir süre sonra da saman alevi gibi sönüp gitmiştir. Oysa o dönem dünyanın her yanında başta ABD emperyalizmi olmak üzere diğer emperyalist güçler, bağımsızlıkçı ve sosyalizm yanlısı güçler tarafından durdurulmakla kalmamış, yenilgilere de uğratılarak sınıf savaşımlarının kaldıracı olmuştur. Oysa başta Fransa olmak üzere 1968 olayları bu gerçeklerin ışığında davranarak sınıfla bütünleşmemiş, bir süre sonra da sönüp gitmiştir. Ülkemizde de benzerlikler hattı tıpa tıp aynılıklar yaşanmış, 12 Mart 1971 faşist dönemi ile birlikte ağır yenilgilere uğranılmıştır. Devamında ise ağır yenilgilerin nedenleri konuşulacağı yerde bundan uzak durulmuş ve geçmişe övgüde çakılıp kalınmıştır. Bu yüzdendir ki, 1970’li yıllar büyük yığınsallaşmalar elde edildiği halde sonuç alıcı olmamıştır. Çünkü aynı duvara ikinci kez toslamak daha ağır sonuçlar yaşanmasına neden olmuştur.
İkincisi ise; gençlik içinde daha çok sağ anlayışların ve eylemsizliklerin egemen olması şeklinde yaşanmıştır. Bu yöndeki gelişme sürekli olarak eylemci gençlik güçlerini yargılamış, yargılamayı öylesi boyutlara götürmüştür ki, kendisi de durağan ve eylemsiz kalarak sistemle ayırım noktalarını bile koyamamıştır. Dolayısı ile bu alanda yer alan gençlik örgütlenmelerini de devrimci savaşımın iyilerinden saymanın olanağı yoktur. Burada üzerinde durulması gereken önemli nokta ise daha çok bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm savaşımı içinde yer alması gereken gençliğe nasıl bir örgütün gerekliliğidir. Bu soruya verilmesi gereken yanıt açıkça söylemek gerekirse işçi sınıfı partisi olarak ortaya çıkan yapıların görüşlerinde yığınların bilincine çıkmaktadır. Her şeyden önce gençlik yığınlarına öğretisi ve örgütsel varlığı ile yol göstermesi gerek bir sosyalist partiden söz etmek gerekmektedir. İşte biz tam da bu konudan söz edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. 1960’larda TİP’le başlayan yığınsallaşma daha sonra FKF ve DEV-GENÇ’le sürmüş, ne yazık ki, gençlik her durumda da yanlış etkilenip yanlış yönlendirilmiştir. Bu yüzden yukarıda da değindiğimiz gibi iki yana sağa ve sola savrulan gençlik kümelenmeleri oluşmuştur. Bu kümelenmelerin bugün de aynısı neredeyse bire bir yaşanmakta, gençler iki alanda kendilerine yer bularak kümelenmektedirler. Bu kümelenmelerde gözden kaçan gerçek ise gençliğin sosyalist örgütlenmesi olan komsomol tipi örgütlenme her nedense gençliğin bir türlü dikkatini çeker hale getirilememektedir. Yazımızın başında belirttik. Bu konuda eksiklerimiz var. Sosyalist Gençlik Birliği (SGB) olarak bir türlü gençliğin gerektiği kadar dikkatini çekemiyoruz. Bu yüzden de bizim boş bıraktığımız alanlar başkaları tarafından kolaylıkla dolduruluyor. Öyle ki, 1968’lerin yaratıcılığının bir milim bile önüne geçemeyen anlayışlar yeterli olmasa da, gençlik içerisinde yer bulup örgütlenirken SGB gerekli örgütlenmesini bir türlü gerçekleştiremiyor. Genç arkadaşlarımızdan gelen bir öneri de dikkate alındığında partinin başta büyük yerleşim birimleri olmak üzere örgütlenememiş olması en önemli çıkışsızlığımız olarak önümüzde duruyor. Bu zorluğu aşmanın yolu kuşku yok ki, genç arkadaşlarımızın da partimizin örgütlenmesine omuz vermelerinden geçiyor. İşte o zaman gençlerin önünde hem öğretisel çizgisinden, hem de örgütsel varlığından güç alınacak bir örnek önümüzde bulunacak ve Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin örgütlenmesi ile birlikte gençlik örgütlenmesi de dal budak salıp güçlenecektir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #3 : Ocak 31, 2010, 02:55:36 ÖÖ » |
|
GENÇLİĞİN YÜZÜ SOSYALİZME DÖNÜKTÜR
Biliyoruz ki, çağımızın son sözünü işçi sınıfımız söyleyecektir. Bu görüşün doğru olduğu sayısız kez kanıtlanmış olmasına karşın, bu konuda yine de ayak direyenlerin bulunması bir rastlantı olmasa gerektir. Özellikle küçük burjuva devrimcilerinin sol sapma unsurlarından gelen bu anlayış zaman zaman kendisine taban bulsa da, bu taban uzun süreli olamamakta en küçük bir zorluğun karşısında dağılıp gitmektedir. Bu nedenle gençliği ele alırken sınıf ölçütünü asla elden bırakmamalıyız. İşte o zaman görüşlerimizle eylemliliklerimiz örtüşecek, bize ağır yenilgilere neden olan yanlışlıklar yapmayacağız. Gençlik, doğası gereği iyi özellikleri içinde barındırır. Bu yüzden de yüzü her zaman içinn sola dönük olmuştur. Önemli olan bu tespiti yapmak değil, bu gerçeği doğru değerlendirip gençlik yığınlarını kazanmaktır. Eğer bu konuda gerekli çaba ve yaklaşımlar gösterilmezse, gençliği bekleyen bataklıkların sayısı hiç de az değildir. Bilindiği gibi gençlik bir yandan ülkücü ve dinci çevrelerin yoğun baskısı ve etkisi altında tutulmaktadır. Bu baskı ve etki devlet desteği de gördüğü için gençliği tam bir kumpas içine sokmakta, kuşatılmışlık ve umarsızlık gençliği adeta şaşkına çevirmektedir. Özellikle üniversite gençliği, cemaat örgütlenmelerinin kuşatması altında olup, her türlü yol ve yordam kullanılarak gençlik üzerinden sonuç almaya gidilmektedir. Üniversitelerdeki kadrolaşma, yurtların tam anlamıyla denetim altında tutulması gençliği özgürce davranmaktan alıkoymakta, gençlik geleceğini başta Fethullahçılar olmak üzere cemaat örgütlerinin ipoteğine vermektedir. Kadrolaşma her yönü ile iyi yürütülmekte, üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulmakta dahil, gençleri kandırmakta ve örgütlü yapılarına katmaktadırlar. Bu yüzdendir ki, gelecekte devlet katında olası kadrolaşmaların hesabı yapılmakta ve sonuç alıcı da olunmaktadır. Gençliği çeşitli yöntemlerle köşeye sıkıştıran bu çağdışı yapılanmalar, ne yazık ki, gençlik içinde etkin bir konuma sahip olmayı başarmakta ve gelecek açısından tehlikeli tırmanışların sinyalini vermektedir. Oysa yazımızın başlığından da anlaşılacağı gibi gençliğin yüzünün sola ve sosyalizme dönük olması sonuç açısından ne yazık ki, lehimize işlememektedir. Her şeyden önce; adı geçen yapılarla solu ve sosyalizmi savunan yapılar aynı koşullarda gençlik içinde çalışma yürütmekten yoksundun. Sözü geçen yapılar her türlü devlet desteğini ve para gücünü yanlarında bulurlarken, sosyalistler tersine her türlü olanaklardan yoksun oldukları gibi üstüne üstlük bir de ağır baskı altında tutulmaktadırlar. Ağır baskı koşullarını da aşıp gençlik içinde tayin edici bir güce ulaşmak bu yüzden sanıldığından da zordur. Biz genç sosyalistler, bunun bilincindeyiz. Ancak; bütün bu zorlukların da yenilmeyeceğini düşünmüyoruz. Zorlukları aşmak elimizdedir. Bunun için iyi bir sosyalist bilinç ve donanıma gereksinim vardır. Kuşkusuz tek başına donanım ve bilinç de yetmez. Örgütlü varlığımız sürekli olarak eylemli bir uğraş vermelidir ki, gençlik için bur umut odağına dönüşebilsin. Bütün bu uğraşlar yürütülürken gerçeklerden asla gözümüzü ayırmamalıyız. Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm derken döne döne bir doğruya işaret ediyoruz. Ne ki, gençliğin de bu sınıf savaşımında işçi sınıfının koşulsuz öncülüğünü görmesi ve içselleştirmesi gerekiyor. Şimdiye kadar işçi eylemleri göstermiştir ki, örgütlü ve kararlı davranıldığında aşılamayacak engel yoktur. Örneğin onca eksiğine karşın son TEKEL işçilerinin Ankara’da gösterdikleri kararlılık bir ölçüde de olsa şafağın sökmesi olarak nitelenebilir. Sözü edilen işçiler TEKEL’in özelleştirilmesinden önce ve sonra büyük ölçüde AKP ve MHP gibi örgütlerin etkisi altındaydılar. Ankara’ya kadar ekmekleri için geldiklerinde de öyle idiler. Ama durum değişmiştir. İşçilerin hak istemleri AKP hükümetinin düşmanlığı ile karşılaşmış, işçiler ağır polis saldırıları yaşamıştır. Hükümet ise bütün bu yaşananlar karşısında daha da saldırganlaşmış ve işçileri tehdit etmeye yönelmiştir. Çadırda ateşin başında bekleyen işçiler bugün rahatlıkla kendilerine gösterilen bu tutumun AKP’nin sonu olacağını söyleyebilmektedirler. Yani işçiler Türk-İş’e bağlı Tek Gıda İş sendikası gibi sarı bir sendikaya üye olmalarına karşın eylem içinde bir yandan bilinçlenmişler bir yandan da kendi karanlıklarını yıkıvermişlerdir. İşte üzerinde durulması gereken nokta burasıdır. Gençliğin yüzünün sola ve sosyalizme dönük olması bu gerçekle aydınlanmalı ve bir adım öne çıkılmalıdır
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #4 : Ocak 31, 2010, 02:55:53 ÖÖ » |
|
GENÇ SOSYALİSTLERE
Değerli arkadaşlar; bir grup liseli gençleriz. Parti sitesinden hem partiyi, hem de SGB’yi izlemeye çalışıyoruz. Gördüklerimiz bizi umutlandırmasına karşın bir eksiği işaret etmeden de geçemeyeceğiz. Bizim bulunduğumuz Gaziantep’te ne SGB ne de parti örgütlülüğü yok. Bu yüzden de gençlik olarak örgütümüz olarak gördüğümüz SGB ve partimiz TSİP’le bir türlü bağ kurup kendimizi geliştiremiyoruz. Her ne kadar yayınlardan ve parti sitesinden partinin yol göstericiliği konusunda bilgilenme alsak da yetersiz kalmaktayız.
Oysa diğer yapıların örgütlülüğü var. Bu yüzden de yüzünü sosyalizme dönmüş gençler ister istemez o yapıların içine akıyor. Bu yüzden bu yazılı isteğimizi TSİP genel merkezine aktarmayı gerekli gördük. Biz inanıyoruz ki, parti burada örgütlenirse yığınsal bir gençlik örgütünü de arkasından sürükleme konusunda zorlanmayacaktır. Umarız bu isteğimiz parti yöneticilerince dikkate alınır ve G. Antep ve çevre illerde örgütlenmeye gidilir. Eğer bu örgütlenme savsaklanır ve üzerine gidilmezse, gençlik de ister istemez başka yapılara giderek var olan enerjisini oralarda yitirecektir. TSİP’in ve komsomol örgütlenmesi olan SGB’nin gençlik içinde örgütlenmesi biz inanıyoruz ki, pek çok olumsuzlukların da önüne geçecektir. Gençliğin savrulması ya da yaşanan olumsuzluklar nedeniyle devrimcilikten soğuması bildiğimiz şeylerdir. Dün bize solu ve sosyalizmi öğreten ağabeylerimizin bugün soldan ve sosyalist örgütlenmelerden uzak durmalarının da bize göre bir nedeni olsa gerektir. Evet, bir nedeni var. Gençler, gittikleri örgütlerde aradıklarını bulamamakta hatta süreç içinde büyük bıkkınlık ve umutsuzluk içine düşerek soldan uzaklaşmaktadırlar.
Sonuç olarak zaman yitirmeksizin bizim burada partinin ve SGB’nin örgütlenmesi gerekir. Yoksa yarın inanın geç olacaktır.
Liseli bir grup genç
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #5 : Ocak 31, 2010, 02:56:11 ÖÖ » |
|
EMPERYALİZM KARŞITI GENÇLİK
Ülkemiz gençliği her dönem emperyalizme karşı bir tutum almıştır. Tutum almakla da kalmamış her fırsatta bu tutumunu alanlara çıkarak kanıtlamıştır. İşte bu yüzden gençlik emperyalist odakların kin ve nefretle baktığı bir güç olarak görülmüş, susturulması ve teslim alınması gerektiği düşünülmüştür. Bu anlayışın gereği, ülkemiz gençliği sürekli olarak CIA’nın yaptırımları ile karşılaşarak ağır bedeller ödemek zorunda bırakılmıştır. Bilindiği gibi 1960’lı yılların ortalarından sonra gençlik Amerikan emperyalizmi karşıtı yığınsal bir güç olmuş, ABD’nin Tuslog binalarının taşlanması, Commer’in arabasının yakılması ve 6. Filo’nun hedef seçilip askerlerinin denize dökülmesi bu yüzden gerçekleştirilmiştir. Daha pek çok emperyalizm karşıtı gösteri ve eylemlere gençlik yığınsal olarak katılmıştır. Gençliğin NATO karşıtı tutumu ise her dönem başa alınmış, ülkemizin NATO’ya girişi ve NATO aracılığı ile oynanan oyunlar her zaman için gençlik tarafından duyarlılıkla gözlenmiş ve protesto edilmiştir. Yapılan eylemler salt bu kadarla da sınırlı kalmamış, gençlik; dünyanın pek çok yerinde emperyalistlerin dünya halklarına karşı giriştikleri boyun eğdirme ve işgal girişimlerinin karşısına dikilmiştir. Bilindiği gibi Vietnam halkının ABD emperyalizmine karşı yiğitçe sürdürdüğü direniş desteklenmiş, ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü zulüm Türkiye kamuoyuna çok yönlü bir propaganda ile duyurulmuştur. Yine ABD destekli İsrail’in Filistin halkının özgürlüğüne karşı yürüttüğü her türlü saldırganlıklar da ülkemiz gençliği tarafından karşılık bulmuş, devrimciler Filistin’e giderek bu tutumlarını eylemliliğe dönüştürmüşlerdir. Gençliğin giriştiği eylemler salt bunlarla da sınırlı değildir. İçerde ABD emperyalizminin iktidardaki işbirlikçileri açıkça hedef alınmış ve işbirlikçi hükümetler, partiler birer birer açıklanarak onlara karşı yığınların tepkileri örgütlenmiştir. 1960 yıllardan günümüze kadar bütün siyasi iktidarların karşısına gençlik emperyalizm karşıtı tutumu ile dikilmiş, yerine göre Adalet Partisi, 12 Mart ve 12 Eylül faşistlerinin iktidara taşıdıkları partiler ve hükümetler gençlik tarafından eylemli olarak karşı çıkılmış ve eleştirilmiştir. Turgut Özal’ın ANAP’ı, daha sonra işbaşına gelen DYP-SHP ortaklığı, DYP-FP ortaklığı, DSP-MHP-ANAP ortaklığı hep gençliğin prim vermediği iktidarlar olmuştur. Son AKP iktidarı ise gelmiş geçmiş bütün burjuva iktidarlarına taş çıkartacak denli ABD’ci ve işbirlikçi bir iktidar olarak işbaşına gelmiş, geldiği günden günümüze kadar ülke her yönüyle emperyalistlerin kuklası haline getirilmiştir. Durum o denli açıktır ki, AKP’nin başı Recep Tayyip Erdoğan artık günümüzde Büyük Ortadoğu Projesiyle birlikte ABD’nin bir memuru konumunda olduğunu kendi ağzıyla açıklamış, hiç kuşkusuz AKP iktidarı ve AKP iktidarının yaptıklarının politik sonuçları emperyalizm karşıtı gençliğin çok büyük tepkisiyle karşılanmıştır. Günümüzde gençlik bilmektedir ki, AKP ve tarikatlar eliyle ülke varlıkları emperyalizme peşkeş çekilmekte, emperyalistlerle birlikte işbirlikçiler de tam anlamıyla çok büyük vurgunların üstünde oturmakta ve ülke varlıklarını iç etmektedirler. Sonuç olarak emperyalizm karşıtı gençlik her dönem işbirlikçilerin korkulu düşü olmuş olmaya da devam etmektedir. Ancak burada gençlik saflarında çok büyük bir bilinçlenme gerçekleşmiş, tek başına emperyalizm karşıtı olmanın bir şey ifade etmeyeceği de büyük ölçüde anlaşılmıştır. Bu yüzden gençlik artık salt emperyalizm karşıtlığı ile sonuç alınamayacağını iyi bilmektedir. Bu yüzden de günümüz emperyalizm karşıtı gençliği aynı zamanda da kapitalizm karşıtı olarak kendisini bilinçlendirmekte ve kararlı bir kapışmanın adını doğru dillendirmeye başlamış bulunmaktadır. İşte bu görüşler ışığı altında Sosyalist Gençlik Birliği’ni örgütlemek, emperyalizmin ve işbirlikçilerinin karşısına dikmek gerekmektedir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #6 : Ocak 31, 2010, 02:56:25 ÖÖ » |
|
GENÇLİK TEKEL İŞÇİLERİNİN YANINDADIR.
işbirlikçi hükümetlerin başlattığı özelleştirme furyası AKP hükümetinin elinde en üst düzeye çıktı. Ülke varlıkları yok pahasına yabancılara peşkeş çekildi. Ülkemizin en temel ve stratejik kurum ve kuruluşları yabancıların eline geçti. TEKE gibi büyük kâr getiren kuruluşunda işi bitirilerek varlığına son verildi. Ülkemizde bu aşamadan sonra tütün tarımı durduruldu ve tütün üreticilerinin canına ot tıkandı. Ülkemizde tüketilen tütünlerin yerini ithal tütünler aldı. TEKEL varlıkları satıldığı için işçiler ortada kalıverdiler. AKP hükümeti her ne kadar işçileri mağdur etmeyeceğini söylese de, onca hizmeti geçmiş işçilerin hakları bir çırpıda yok edilecek ve işçiler kazanılmış haklarından olarak asgari ücrete talim eder hale getirileceklerdir. AKP’ye göre tazminatlar ödenecek, çalışmak isteyene de iş verilecek. Gerçekte ise bu sözlerin gerçeklerle bir ilintisi bulunmamaktadır. Çünkü işçiler AKP’nin dayattığı koşulları kabul ettiklerinde aslında fiilen işsiz kalacaklardır. Çünkü işçiler bulundukları illerden başka illere hem de asgari ücretle gönderilecek ve bu durumda yaşamını sürdüremeyen işçiler otomatikman işinden ayrılacağı için işsiz kalacaktır. Hiç kuşkusuz bunların hesabını yapan işçiler iki aydır yağmur, çamur, soğuk demeden Ankara’da “Ölmek var, dönmek yok” diyerek eylemlerini sürdürmektedir. İşçiler hemen her gün sürdürdükleri eylemlerini ise 17 Ocak günü kitlesel bir mitingle de dosta düşmana göstermişler, ilerici, devrimce, sosyalist yığınlardan da büyük destek görmüşlerdir. İşçilerin kararlılığında ürken AKP hükümeti ise sorun çözmek yerine işçileri tehdide yönelmiş, ne yazık ki, AKP’nin tehdidi de işçilere sökmemiştir. Onlar ekmekleri ve çocuklarının geleceği işçin her şeyi göze alarak Ankara’ya koşmuş,, haklarını almak için 150 işçi açlık grevine başlamıştır. Öyle görünüyor ki, önümüzdeki günlerde işçilerle AKP hükümeti arasında kavga daha da büyüyecek, işçilerin de dile getirdikleri gibi bu kavgada AKP’nin ampulü kesinlikle sönecektir. İşçilerin kararlılığı karşısında üye oldukları sendikalarda ister istemez işçilerin istemleri doğrultusunda tutum almak zorunda kalmıştır. Biz genç Sosyalistler ve Sosyalist Gençlik Birliği üye ve yandaşları işçilerin yürüttüğü bu haklı kavgayı sonuna kadar destekliyor, onlarla birlikte sınıf savaşımının bayrağını yükseltmek için işçilere omuz veriyoruz.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #7 : Ocak 31, 2010, 02:56:54 ÖÖ » |
|
GENÇLERE, GENÇ SOSYALİSTLERE AKP Hükümeti’nin iş başına gelmesinden bu yana ülkemiz geniş emekçi yığınları ağır koşullar altında ezilmeye devam ediyor. İşçilerin, emekçilerin özetle tüm çalışanların elinden her türlü hak ve özgürlükler birer birer alınarak ne var ne yok her şey paraya dönüştürüldü. Vurgunlarla kasaları dolanlar ise her zaman olduğu gibi bugün de yine bir avuç vurguncu takımı oldu. Vurguncuların kasası paralarla dolarken çalışanlar neredeyse bir dilim ekmeğe muhtaç hale getirildi. Durmadan zam üstüne zam bindirmekte ustalaşmış olan AKP, iş çalışanların ücretlerinin artışına gelince eli kolu işlemez oldu. Vurguncu takımının elinde büyük açıklarla sonuçlanan bütçenin kapatılması yine çalışanların omuzlarına yüklendi. Bu yüzden yeni yeni vergilerin yanında her gün zam sağanağı ile karşılaşır olduk. Temel gereksinimlerimizden, ulaşıma, ulaşımdan eğitime, sağlığa özetle her şeye zam bindirilerek ülkeye kapitalizmin karabasanları yaşatılır oldu. İşte bu yüzden, bize gelecek hazırlamak için çırpınan analarımız, babalarımız içinden çıkılması olanaksız koşulların içine itildi. Bir yandan işsizlik, bir yandan ücretlerin yaşamamızı karşılamıyor olması canımıza tak ettirdi. İşte bu yüzden ülkemizin dör bir yanından gelen TEKEL işçileri; yağmura, soğuğa, çamura ve baskılara karşın gelip başkentin göbeğine oturdular. Onları ise şiddet ve nefretle karşılayan AKP hükümeti ve yandaşları olurken, Ankara halkı TEKEL işçilerini bağırlarına bastı. Dolayısıyla; ekmekleri ve işleri için Ankara’ya gelen işçiler en büyük yakınlığı yine kendileri gibi işçi ve emekçilerden gördü. Özetle çok büyük bir sınıf dayanışmasının bayrağı elbirliği ile yükseklere çekildi. GENÇLER, GENÇ SOSYALİSTLER Görüldüğü gibi, AKP, her türlü hak ve özgürlüklerimizi bir bir ayakları altına alıyor. Aslında ayaklar altında kalan bizlerin geleceğidir. Bizlerin geleceği için çırpınan analarımızın. Babalarımızın haklarını vermeyenler bilelim ki, bizlere de ne aydınlık bir gelecek ve yaşama hakkı tanıyorlar. İşte bu yüzden ayağa kalkmalı ve örgütlü olarak var gücümüzle AKP’nin ve kapitalist sistemin karşısına dikilmeliyiz. Bilmeliyiz ki kurtuluşumuz ancak ve ancak sosyalizmle olacaktı Konur Sk. No: 10 Kat: 4 d. 15 Kızılay/Ankara Tel: 0312 419 60 53 www.tsip1974 http://www.sgb1974.org/ ulaşılabilir
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|