|
admin
|
 |
« : Şubat 09, 2010, 02:59:11 ÖÖ » |
|
DESTAN VE AGIT
KÜRT HAREKETI 2
“Kürt hareketine yakilan lirik destanin trajik bir agita dönüsmemesini umuyoruz” Bu gün tartistigimiz sorunun iki cephesi gündemin belirleyicisi konumundadir. Birinci ve resmi cephesinin AKP hükümeti ile fiili cephesinin DTP/ BDP oldugu açiktir. Ikinci ve yari resmi cephesinin ise AKP ile ayni kanaldan akan bu cephenin unsurlarindan birisi, geçmisinde sözüm ona solculuk tasiyan ve bugün bu “ithal edilmis sol” söylemle soruna müdahil olanlar ile geçmisinde fasist hareket içinde boy gösteren, Antiemperyalist gösterilerde devrimcilere resmi güçler –asker polis-esliginde saldirilar düzenleyen yeminli sosyalizm düsmanligi ile tescilli bugünün liberalleri… Sorunun ideolojik, örgütsel ve fiili, asli ve temel unsuru olmasi gereken isçi sinifi ise “sinif olarak örgütlü bir güç olusturamamanin güçsüzlügü nedeniyle soruna müdahil olan taraf olma konumundan uzaktir… Ya da Egemen güçlerin uzun yillardir bilinçli ve planli olarak sürdüre geldigi pasifikasyon sonucu soruna çözüm üretecek güçten uzaktir. Birbirinin görünürde “muhalifi” gerçekte ise tamamlayicisi olan bu resmi ve gayri resmi güçlerin, bütün çaba ve gayretlerine ragmen bulaniklastirdiklari ve Emperyalist/Kapitalist sistemin merkezlerince belirlenen hedeflerine ulasincaya kadar da bulaniklastirmaya devam etme niyetleri, son yasanan olaylarla daha bir sezinlenir olmussa da, onlar tedrisatinda ders gördügü akil hocalarinin kurnazlik ve utanmazlik üzerine kurdugu piskinlikleri ile soruna daha bir “gizemlilik” katarak bulaniklastirma çabalarina devam etmektedirler. Burada emperyalist/Kapitalizmin çanagindan yalananlara ve görevleri geregi sistemin hizmetkarligina ve akil hocaligina soyunanlara söylenecek bir söz, yapilacak bir uyari elbette yoktur. Ancak, gidisatin emperyalist/Kapitalist merkezlerin otuz yildir sürdürdügü, planli ve programli, sistemli ve bilinçli pasifikasyon ve demagoji üretiminin sinif bilinci ögesini dumura ugratarak körlestirmesi sonucu sistemin sözde muhalifi, özünde destekçisi durumuna getirdigi, eylem ve söylemleriyle karsi devrimci cephenin sözüm ona demokratiklesme adi altinda yürüttügü pasifikasyonda sistem hizmetkarlarinin yaninda yer alan, iyi niyetlerinden kusku duymadigimiz, ancak sorunun farkina varamadiklari müddetçe bu iyi niyetleriyle sistemin degirmenine su tasiyan ilericileri ve devrimcileri uyari görevi de yine sinif bilinçli devrimcilere düsmektedir. En son söyleneceklerin isaretinin en önce söylenmeye çalisilarak verilmesinin nedeni, bugün olup bitenlerin dün ile, tarihsel gelisimle baginin kurulmasina katki saglamaktir. Bu gün, yukarida degindigimiz gibi sorunun tartisan taraflarinin içinde isçi sinifinin örgütlü gücünün olmayisi, toz duman içinde tartisilan sorunun daha da bulaniklastirilmasinin ve bu ortamda sistemin ve yandaslarinin belirleyici konuma gelmelerinin nedenidir. Bu iki cephenin de her eylem ve söyleminin varacagi ve ulasilmasi için bulanikliktan medet umanlarin hedefi, ülkeyi emperyalist/ Kapitalist sistem için tüm engelleri kaldirilmis bir Pazar ve sömürü alani haine getirmektir. Kaldirilmasi gereken ilk ve temel engelin de isçi sinifi oldugu artik bilinmelidir. Yani bu öylesine bir gidisattir ki, öylesine bir “ “demokratiklesmedir” ki, sistem kendisini ugrastiracak örgütlü bir sinif hareketinin adini bile duymak istememektedir. Sinif hareketine iliskin ideolojik saldiri görevi de, geçmislerinde güya “ solculuk” tasidigini ileri süren, bu gün Sorosun Açik Toplum Enstitülerinin parasal kaynaklarindan ya da AB fonlarindan nemalanan kisilere verilmistir. Söylemlerine dikkat edin: Sosyalizm bir diktatörlükmüs de bunlar her türlü diktatörlüge karsiymislar… Oysa bunlar, “sol”culuk geçmislerinde isçi sinifinin örgütlü iktidari demek olan proleterya diktatörlügünün, bütün toplumu sinifsiz topluma tasiyacak olan geçis iktidari olduguna iliskin ne yaman konferanslar vermislerdir… Solculuk geçmislerinde insan soyunun en büyük düsmaninin Emperyalist/Kapitalist sistem olduguna iliskin degme hatiplere tas çikartacak hitabet sanatinda ellerine su dökülemeyenler, bu gün kapitalist sistemin bahsedecegi “demokrasi ve insan haklarinin” müritliginde rakip tanimayan, sistemin yagdanlik deposunda yalanan yalamalara dönüsmüslerdir. Dünkü solculuklarinda “ Bagimsizlik, Demokrasi ve Sosyalizm” mücadelesinde kendilerini vazgeçilmez görme hastaliginin deva bulmaz firsatçilari, bu gün Emperyalist/Kapitalist agababalarinin önlerine attigi sofra kirintisindan nasiplenmektedirler… Örnekleri uzatmak gereksiz… Bu gün bu sorunda sinif mücadelesini dislayarak, görmezden gelerek hala kendilerine ilerici devrimci sifatini uygun bulanlar kendilerini bu “her devrin adamlarinin” pesinden gittiklerini, onlarin diliyle konustuklarini, onlarin hizmet ettikleri agababalarina dolayali ya da dolaysiz hizmet ettiklerini göremeyecek, anlayamayacak kadar aymaz ve vurdumduymaz olma hakkini kendilerinde görmemelidirler. Bu, insanin kendisine, kendisinin disinda baska birilerinin asla yapamayacagi bir ihanetin de adidir. Görüntüye biraz daha yakindan bakip, bugün niyet olarak egemen siniflarin safinda yer almak istemeyen, ancak objektif olarak düsünce tavir ve davranisiyla egemen siniflarin kulvarinda kostuklarinin farkinda olmayanlar ABD ve AB sözcülerinin, CIA istasyon seflerinin, tescilli karsi devrimcilerin ve sosyalizm düsmanlarinin eyle ve söylemleriyle sözüm ona bu “ demokrat” yaftali yalamalarin eylem ve söylemlerini karsilastirmali, her insanin tavir, davranis ve düsüncesinin kendisini ait hissettigi sinifin, sinifsal karakterinin disa vurumu, yansimasi oldugu reddedilemez gerçegiyle bir kez daha sorgulamalidir: Demokrasi, Bagimsizlik ve Sosyalizm emperyalist/Kapitalizme karsi isçi sinifinin tarihsel ve yadsinmaz bir misyonu ise, Kapitalizm ve sosyalizm birbirlerini yadsiyan, dislayan, herhangi birinin seçenegi digerinin inkâri olan iki seçenek ise, bu iki seçenek birbirleri için uzlasmaz, uzlasmasi düsünülemez sosyolojik, tarihsel ve sinifsal bir gerçeklik ise, her iki sinifin sözcülerinin, temsilcilerinin eylem ve söylemleri de birbirini yadsiyacaktir, dislayacaktir. Her bir sinifin mensubu diger sinifin mensubunun eylem ve söylemleriyle kendi sinifinin eylem ve söylemlerinin ortak noktasi oldugunu düsünemez. Birbirini dislayan iki seçenegin ortak bir yaninin varligini düsünmek, öyle oldugunu varsaymak yasamin kendisinin inkari, düsüncenin de tutarsizligidir. Ister “sol” söylemle, ister liberal söylemle sistemin sözcülerinin demokrasi ve insan haklari adina verdikleri fetvanin altinda yatan amaç açiktir ve onlara denmelidir ki: “insan haklarinin ve demokrasinin savunulmasi, sizin sözcülügünü yaptiginiz sinifinin burjuvazinin sömürü, baski ve katliamlarina karsi insanin ve hayatin savunulmasidir. Sizinin adina ahkâmlar kestiginiz, cüzamli yüzünü gizlemeye, ömrünü uzatmaya çalistiginiz sinifiniz burjuvazi, insan soyunun en vahsi ve amansiz sömürüye maruz kaldigi, toplu katliamlara ugradigi, kitasal açliklarla pençelestigi bir vahsetin ve yikimin da adidir. Insanlik bu çirkin ismi bir daha hatirlanmamak üzere layik oldugu yere gönderme azmini gösterdigi gün, insan da özgürlükleriyle ve haklariyla eksiksiz var olacaktir. Bizi aptal yerine koyan yalanlarinizi kesin ve artik susun…” Emperyalist kapitalizmin sözcülerinin sinif bilinçsiz kitleleri aptal yerine koyarak katilleri “demokrasi mucitleri” olarak yutturmaya çalismalarinin anlasilmayacak bir ayni elbette yoktur. Zaten bütün yatirimlari zehirli yalanlarini serbet yerine içecek bir topluluktan ibaret bir dünyada at kosturmak degil midir? Bunun devrimciler açisindan “ah, vah” edilecek bir yani olabilir mi? Insanlik için dün bir “tercih ve vicdan sorunu ” olan sosyalizmin, bu gün bir zorunluluk, bir kaçinilmazlik ve baskaca hiçbir seçenegi olmayan “olmazsa olmaz” kertesinde bir yasam sorunu haline gelmesinin nedeni de bu degil midir? Simdi yeniden sistemin renkli çocuklarina dönüp yeniden “ oturun oturdugunuz yerde… Efendilerinizin sömürü ve tahakkümü için yeryüzünü kana bulayan katliam düzeninin adi demokrasi ise, insan haklariysa, demokratiklesme ise… alin demokrasinizi de, insan haklarinizi da demokratiklesmenizi de basiniza çalin… Sizin yalaniniza ortak olmak, sömürünüze ve tahakkümünüze direnenlerin katliamlarina ortak olmak demektir… Yeralti ve yerüstü zenginliklerini midelerinize indirerek açliga ve sefalete mahkûm ettiginiz kadinlarin, çocuklarin, genç ve yaslilarin çaldiginiz hayatlarina ortak olmak demektir… Getirdiginiz demokrasinin Irak ve Afganistan versiyonunu gördük, Ne Latin Amerika’yi unuttuk, ne Vietnam silindi hafizalarimizdan… Afrika’nin, Uzak Asya’nin yoksul ülkelerinde açtiginiz yara ayri bir kanamakta… Düpedüz silah sanayinize öldürecek bedenler, deneyecek kobaylar ariyorsunuz, bizi de pesinize takarak asagilik düzeninizin saksakçisi olmamizi istiyorsunuz… Açikçasi, kisiligimize hakaret edip, aklimizla zekamizla alay ediyorsunuz…. Insan oldugumuzu unutturmak, gaflet uykusundan uyanmamamiz için renkli oglanlarinizi bülbüller gibi sakitiyorsunuz… Sizin yaninizda olunmaz, yalanlariniza ortak olunmaz, yarinin çok geç olacagini bilerek, insan soyunun daha fazla katledilmesine ortak olmayacagimizi ve artik çirkin yüzünüzün gizlenemeyecek kadar açik oldugunu biliyoruz… Insan olmanin onuru, yalanlarinizi yüzünüze çarpip sizinle savasmayi gerektirir…”… Peki ama burjuvazinin bütün bu sömürü ve katliamlarina ragmen, hala kendisini demokratiklesme, insan haklari, demokrasi adina söz söylemede, yalanlarina gerekçe yaptigi, kullandigi demagojisinin araçlari nelerdir dersiniz… Tepe tepe kullandigi insanligin hangi zafiyetidir… Elbette, her birimizin mensubu bulundugu farkli etnik kökenimiz, dinsel gericilik ve yerel farkliliklarimiz… Yani ilkel egilimlerimiz… Yukarida degindigimiz gibi, konunun bütünselligi içinde yazimizin sonunda söylememiz gerekenleri, yazimizin ikinci bölümünde söylememizin nedeni, irdelemeye çalistigimiz ve etnik kökene dayali Kürt sorununun etnik kökende sorun haline getirilmesinin taraflarinin kimler oldugunun altinin çizilmesi ve irdelemenin ana asliklarinin bu saptamalar baglaminda degerlendirilmesinin yazinin amacina da uygun düsecegi görüsümüzdür… Gelecek yazimizda ulusal soruna iliskin tarihsel gelisim içinde Kürt hareketini degerlendirmeye çalisacagiz.
|