|
admin
|
 |
« : Mart 05, 2010, 04:38:39 ÖÖ » |
|
ÖĞRENCİ GENÇLİK ŞAŞKIN-YÖK PİŞKİN
Öğrenci gençlik üzerinde egemen güçlerin oynadığı oyunun bir türlü önü kesilmez. Öğrenci gençliğin her anlamda elini kolunu bağlamak isteyen gerici ve halk düşmanı iktidarlar, gün geçmez ki, öğrenci gençliğin aleyhine bir kanun çıkarmamış olsunlar. Üniversiteleri, 12 Eylül 1980 faşist darbesi sonrası bilim yuvaları olmaktan çıkaran sermaye iktidarları YÖK’ü kurarak öğrencileri sıraya sokmak için ellerinden geleni artlarına koymadılar. Daha o dönemde kafası aydınlık ne kadar öğretim üyesi varsa 1402’lik ilan ederek üniversite dışına sürdüler. Öğrencileri ise polis tehdidi ile sindirerek seslerini çıkmaz hale getirdiler. YÖK’ü 25 Şubat 2010 günü yaşamını yitiren Prof İhsan Doğramacı eliyle Anayasal bir kurum haline getirip özü itibariyle sermaye ve gerici güçlere hizmet eden bir yapıya dönüştürdüler. Süreç içinde YÖK tam anlamıyla gerici, işbirlikçi, halk düşmanı iktidarların güdümüne girerek bulunduğu yerden öğrenci düşmanı politikalar üretmeyi sürdürdü ve bugüne gelindi. Bugün, 2002 Kasım ayından bu yana iktidar olan AKP ise üniversitelerde gerici amaçlarına hizmet bağlamında Fethullahçı yapının önünü sonuna kadar açtı. Üniversitelerde yuvalanan bu gerici yapı, yurtlarıyla, paraları karşılanan öğrenci evleri ve her türlü yan ve doğrudan desteğiyle gemi iyice azıya aldı ve bilim yuvalarının safsata yuvaları haline gelmesinde çok önemli bir işlev gördü. Bu nedenle hiçbir şekilde üniversite açılmasında yarar olmayan illerde üniversite ve yüksek okullar açılarak denetlenemez, önene geçilemez Fethullahçı bir örgütlenmeye ortam hazırlandı. Kuşku yok ki, iktidar ve gerici çevreler bu kadarla da yetinmek istemiyorlar. İmam yetiştirmenin ötesinde bir işlevi olmaması gereken İmam Hatip Liselerini tıka basa öğrenciyle doldurarak burada gerici ve cemaat örgütlenmesinin daniskasını gerçekleştirdiler. Bununla da yetinmeyen AKP iktidarı, onların üniversitelere girmelerinin önünü açmak için elinden gelen her çabayı yerine getirdi. Uzun süre türban serbestisi için ortalığı ateşe veren AKP iktidarı, bu kez de meslekten imamların üniversitelere doluşması için ele geçirdiği YÖK aracılığı ile Üniversitelere girişte katsayıları eşitleme yoluna girdi. Burada doğal olarak daha çok gerçek meslek okullarını bahane ederek İmam Hatip Liselerini de çaktırmadan araya soktu. Soruna nesnel olarak baktığımızda meslek okulu olmayan İmam Hatip Liseleri de meslek okuluymuş gibi kitlelere yutturulmaya çalışıldı. Oysa burada amaçlanan şey çok açıktı ve gericiliğin örgütlenmesi için kapıların sonuna kadar açılmasıydı. Kuşkusuz birileri kalkıp insanların öğrenim özgürlüğünü savunabilir. Ancak bu düşüncede olanlar bilmelidir ki, üniversitenin herhangi bir dalında öğrenim görmek isteyenler okumak için niçin İmam Hatip Liselerini seçtiklerini ise biz onlara sorarız. Halk düşmanı gericiler yıllardır halkımızı kandırmış, onların bir metre önlerini göremez hale gelmelerinde büyük rol oynamışlardır. Öyle ki, Konya’da Kız Öğrenci Yurdu’nun yıkılması sonrasında yaşamını yitiren onlarca çocuğumuzun ana ve babaları çocuklarına sahip çıkmayacak kadar insanlıklarından olabilmiş, katiller hakkında davacı bile olmamışlardır. Bunu bahane eden bir tarikat mensubu kolaylıkla çocukların ana ve babaları davacı değil, kime ne bu davadan diyecek denli pervasızlaşmıştır. İşte bu yüzden öğrenciler şaşkın YÖK pişkindir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #1 : Mart 05, 2010, 04:39:34 ÖÖ » |
|
ÖĞRENCİ BİLMEZ GÖRMEZ Mİ?
Öteden beri söz öğrencilikten açılınca pek çok kişi ve çevre öğrencilerin etliye sütlüye karışmayıp okumaları gerektiğini savunurlar. Bu görüş ilk bakışta doğru gibi gözükse de gerçeklerle hiç mi ilintisi yoktur. Yoktur, çünkü ülkemizde olup bitenler ve bir öğrenci ailesinin içinde bulunduğu durum doğrudan öğrencileri ilgilendirir. Örneğin Ankara ‘da 80 gündür sürdürülen TEKEL işçilerinin eyleminin öğrencileri ilgilendirmediğini kim söyleyebilir? 80 gündür evlerinden barklarından uzak Ankara’da çadırda sürünen işçiler niçin buralarda haklarını aramaktadırlar ve hangi neden onları buralara kadar getirmiştir? Bir kez işbirlikçi AKP iktidarı eliyle TEKEL yabancı güçlere peşkeş çekilmiş, dolayısı ile ülke varlığı yok pahasına elden çıkarıldığı için çok büyük zararlara uğranılmıştır. Vurgunun faturası ise bu durumda ister istemez bütün ülke halkına çıkarılmış, onların sofrasındaki ekmek daha da küçültülmüştür. Böylesine çaplı bir etkilenmede öğrenciler de hiç kuşku yok ki, paylarına düşeni alacaklardır. Annelerinin, babalarının özverileriyle okuyan öğrenciler bu nedenle açlığa talim etmek zorunda kalacaklar, günlerini simit ve çayla geçireceklerdir. Gelecek açısından ise bu durum öğrencilere işsizlik olarak yansıyacaktır. Öte yandan 10 bin civarında TEKEL işçilerinin de okutmak zorunda oldukları çocukları vardır. TEKEL işçilerine AKP iktidarının uygun gördüğü ücretle TEKEL işçilerinin değil çocuklarının öğrenimlerini sürdürmelerini sağlamak karınlarını bile doyurmaları olanaksızdır. Böylesine acı sonuçları olan gerçeklerin öğrenciler tarafından görülmemesini düşünmek olası mıdır? Ya da öğrenciler, bütün bunlar yaşanırken öğrenci bilmez görmez mi? Doğal olarak sermaye iktidarları görmesinler bilmesinler isterler ama kazın ayağı hiç de öyle değildir. Son TEKEL işçilerinin eylemleri göstermiştir ki, ta uzak illerden anne ve babalarını desteklemek için öğrenci çocukları gelmekte, kimileri çocuk yaşta da olsa akıllara durgunluk veren saptamalar yapmaktadırlar. Haksızlığın ve işçi düşmanlığının ne menem şey olduğunu ve kimlerden kaynaklandığını çekincesiz dile getiren çocuklara tanık olmamız bir rastlantı mıdır, yoksa yaşamın bir gerçeği midir? Ya peki oradaki işçilerin çocukları olmadıkları halde günlerce işçilerle birlikte çadırların önünde bekleyen ve onların haklı direnişini destekleyen öğrenci gençliğe ne denilmelidir? Demek ki, birileri ne kadar öğrenciler öğrenmesin, bilmesin diye düşünürlerse düşünsünler olması gerekenlerin önüne geçememektedirler. Su akmada yolunu böylece bulmaktadır. Ülkemizde ve dünyada yaşanan kapitalist sistemin haksızlıkları her geçen gün daha çok su yüzüne çıkmakta ve milyonlar uyanıp haksızlıkların önüne dikilmektedirler. Dün ABD emperyalizminin önüne dikilerek Dolmabahçe’de Amerikan askerlerini denize döken gençler emperyalizme karşı gençliğin ve yığınların bilinçlenmesinde payı azımsanmayacak kadar büyüktür. 2010 yılı başlarında Bursa-Kemalpaşa’da ve Balıkesir’de patronların daha çok para kazanmak için kömür ocağında çalışan işçilerin yaşamlarını hiçe sayarak hiçbir tedbir almamaları sonucu yaşamlarını yitiren onlarca işçinin arkadaşlarının ve yakınlarının, oradan da, bütün Türkiye emekçilerinin bir sonuç çıkarmamalarını düşünmek olası mı? Ya da öğrenci gençlik bunları görüp tepkisiz kalır, meydanları halk düşmanı politikacılara mı bırakır? Bugün TEKEL işçilerinin direnişini nasıl olur da görmezden gelebilir? O TEKEL işçilerinin direnişi ki, bütün Ankara halkının yanında yer aldığı ve desteklediği bir direnişken… Artık öğrenci gençliğin gözüne kül üfürerek onları görmez kılmanın olanağı yoktur. Yıllardır çuvala sokulmaya çalışılan mızrak ne yazık ki çuvala girmemekte, halk düşmanı iktidarların oyunları bir bir bozulmaktadır. Dolayısıyla başta sosyalist gençlik olmak üzere ilerici, devrimci tüm öğrenci gençlik yerlerinin neresi olduğunun iyice ayrdına varmışlardır. Bundan böyle şafağın sökmesinde öğrenci gençliğin de payı olacak ve kimse öğrenci gençlik içinde sosyalist görüş ve örgütlenmelerin önünü kesemeyecektir. Emperyalizme karşı kendi ülkesinin çıkarlarını savunmak ve bir sömürü sistemi olan kapitalizmin karşısına dikilmek öğrencilerin boyunlarının borcu haline gelmiştir. Dolayısıyla istedikleri gibi at oynatmak isteyen egemen güçlerin öğrenciler de bundan böyle korkulu rüyaları olacaktır. Öğrenciler TEKEL işçilerinin çadırlarının nasıl birer öğrenme ve öğretme yeri haline geldiğini yaşayarak görmüşlerdir. Bundan böyle öğrenciler de benzer isteklerle istemlerini dile getirecek ve bilinçli bir güce dönüşeceklerdir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #2 : Mart 05, 2010, 04:40:09 ÖÖ » |
|
Emperyalizm Nedir? -III-
Bu zorunluluğu getiren, tekellerin yüksek kâr sağlama yarışmasıdır. Demek ki, birbirine karşı iki eğilim emperyalizmin özelliğidir; bir yanda tekniğin zorunlu gelişmesi, diğer yanda bu gelişmeyi kâr amacına tabi kılarak durdurma çabası. Emperyalizmde, üretim güçlerinin büyümesi ve özgür gelişmelerinin engellenmesi arasındaki diyalektik, bu sürecin kökeninde yatar. Çürüyen kapitalizm, burjuvazinin sadaka diye dağıttığı paralar ve küçük çıkarlar dolayısıyla sistemli olarak bir işçi aristokrasisi tabakası yaratır. Bazı sendikacılardan oluşan bu satın alınmış tabaka, işçi sınıfının çıkarlarına, tarihsel devrimci görevlerinin yerine getirilmesine engel olmaya çalışır. İşçi sınıfının içinde bunlar, burjuvazinin en çok işine yarayan oportünizmin kaynağını oluşturur. Burjuvazi, sosyal barış ve reform yoluyla kapitalizmin islah edilebileceği propagandasını küçük burjuvalarla birlikte bu oportünist işçilere yaptırır ki işçiler bilinçlenmesin, kendi sınıf çıkarları için savaşması yozlaşsın, saptırılsın. Emperyalizmin çürümüşlüğü toplumsal yaşamın her alanına yayılır. Sosyalizm ve işçi sınıfı düşmanı kanunlar çıkarılır, devrimci işçiler fabrikalardan kovulur. Basına polis baskıları getirilir, grevler zor kullanılarak, polis ya da ordu aracılığı ile bastırılır. Bütün bunların tek nedeni şudur: Kapitalist mülkiyet çağdışıdır ve bu çağdışı sömürü sistemini zora dayanarak ayakta tutmaktan başka çaresi yoktur mali oligarşinin. Bunun sonucunda emperyalizm, ekonomi ve ona dayanan tüm üstyapı kurumlarını çürümüş ve asalak bir duruma getirir. Toplumsal zenginliği çarçur eden ve tüm toplum üzerinde tekel egemenliği kuran mali oligarşi, ekonomik ve her türlü toplumsal gelişmeyi engelleyen, toplumun kanını emen bir asalak durumundadır. Kâr ve faiz “kuponu” keserek yaşayan, herhangi bir girişimde yararlı hiçbir rolü olmayan, tembelliği meslek haline getiren bir asalak zümre egemenliğidir. Emperyalizm. Sermaye ihracı sayesinde rantiye, yani irat sahibi, hiçbir iş yapmadan halkların sömürüsüyle yaşar, Borç verme şeklinde sermaye ihracı yapan bir avuç rantiye ya da modern tefeci devlet karşısında, borçlu bir yığın devlet vardır. Birinciler, ikincilerin sırtından geçinen asalaklardır. Yani çürüyen kapitalizm DEVLET aynı zamanda asalaklaşmış devlettir. En ileri ülke olan ABD’de nüfusun 2,7’si toplam mülkün yüzde 67’sine sahiptir. Bu korkunç zenginliği elinde tutan Amerikalı finans-kapitalistler, yalnız Amerika halkını değil, diğer halkları da sömürmekte olan bir avuç asalaktırlar. Bir diğer emperyalist ülke olan Almanya ‘da durum pek farklı değildir. Almanya’da tekelci büyük burjuvazi, toplam nüfusun sadece yüzde 0.3’nü oluşturur ve nüfusun tüm geri kalan kısmından, yani yüzde 99,7’sinden daha çok mülk sahibidir. Alman finans oligarşisinin üst kademesine çöreklenmiş 50 kişi ekonominin 1000 kilit noktasını elinde tutar. KAPİTALİZMİN ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜNÜN KÖKENİNİ TEKEL EGEMENLİĞİ OLUŞTURUR Emperyalizm aynı zamanda can “çekişen kapitalizmdir” diyordu Lenin. Çünkü emperyalizm, kapitalist sistemin çelişkilerini en uç noktasına getirir. Eski sömürü yöntemlerine yenilerini ekler. Emperyalizm üretim güçlerini toplum yararına geliştirmez, geliştiremez. Emperyalizmde bilimsel ve teknolojik devrim, emekçi halkın ve genel olarak toplumun yararına değil, kapitalist sınıfın çıkarlarına hizmet edecek şekilde uygulandığından bunalımların, sarsıntıların yayılma hırsının ve sonunda savaşların aracı haline gelir. Ekonomik bunalım ve sarsıntıların en çok görüldüğü yerler, kapitalist girişimlerin en büyüklerinin, tekelci yığışımların egemen olduğu ülkelerdir. Emperyalizm ve savaş arasında çok yakın ilişki vardır. Emperyalizmdeki çürümüşlüğü en belirgin hale getiren bir olgu da işsizliktir. Kapitalizmin 2009 yılı bunalımına bağlı olarak başta emperyalist ülke Amerika olmak üzere bütün öteki emperyalist ülkelerde milyonlarca kişi işsiz kaldı. Sistemin her dönemde işsizliği ortadan kaldırmasının olanağı yoktur ama böylesi dönemlerde işsizlik çok daha çarpıcı şekilde artar. Oysa emperyalist döneme damgasını vuran işsizlik kronik, yani müzmin işsizliktir. Sürekli ve büyük işsizler ordusu gelişmiş kapitalist ve emperyalist ülkelerin baş özelliği olmuştur. Çünkü tekniğin bu denli gelişmesine karşın üretici güçlerin başlıcası olan insan, yeteneklerini geliştiremez hale gelmiş ve kötürümleştirilmiştir emperyalist ülkelerde. Emperyalizm, çalışan insanı hor görür. Emperyalizm döneminde teknik ilerlemenin getirdiği, modern üretim yordamı milyonlarca insanı gereksiz kılabilmekte, onları toplumun en dış kenarına itebilmektedir. Amerika’daki işsizlerin yüzde 44’ünü 14-24 yaşları arasındaki gençler oluşturmaktadır. Emperyalizm döneminde, özellikle günümüzde, bağımlı ülkelerle emperyalist ülkeler arasındaki çelişkiler gittikçe derinleşmiştir. Emperyalist devletlerin az gelişmiş ülkeler halklarını acımasızca soyması ve sömürmesi, baskısını şiddetlendirmesi emperyalizm karşıtı savaşımı gittikçe şiddetlendirmektedir İşte bu, emperyalizmi can çekişen kapitalizme çeviren başlıca çelişkidir. Sosyalizmi kaçınılmaz hale getiren onun bu can çekişmesidir. Kapitalizmden sosyalizme geçiş çağı olan bugünkü çağ, birbirinin karşıtı olan bu iki sistemin dünya ölçüsünde savaşımı dönemidir. Sürekli gerileyen can çekişen kapitalizm karşısında sosyalizm, her geçen gün biraz daha seçenek olarak yığınların isteğine dönüşmektedir. Bu nedenle halklar yüzünü sosyalizme dönmektedirler. Bu dönemde kapitalizmin genel bunalımı gündemdedir. Yani serbest yarışmacı dönemde rastlanan devri buhranlar değil, sürekli ve emperyalist dünyanın her alanına yayılan bir buhran vardır. Bu buhranı niteleyen, kapitalizm ile sosyalizm arasındaki savaşımdır. Emperyalizm, kapitalizmin sürekli buhranıdır. Emperyalizmin insan toplumlarına getirdiği bozukluk, çürüme ve çöküntü yalnızca maddi alanda mıdır? Hayır. Emperyalist ve kapitalist toplumlardaki insanların manevi çöküntüleri ve yoksullukları da çok ileri boyutlara varmıştır. Birkaç rakamla bu durumu gözler önüne sermek olasıdır. ABD’deki gençlik içler acısı durumdadır. Suç oranları gittikçe artmaktadır. Uyuşturucu madde kullanımı son derece yaygınlaşmıştır. ABD gençliğinin yüzde 30-50’si uyuşturucu madde kullanmaktadır. Bu maddelerin fiyatları gittikçe yükselmekte, elde edilen kârlar yine egemen çevrelerin ceplerine girmektedir. Almanya’da onbinlerce çocuğun hırsızlık, kundakçılık gasp ve cinayet gibi suçlar işlediği resmi istatistiklerde dile getirilmektedir. Emperyalizmin kokuşmuşluğu yüzünden insanlar, ruhsal ve ahlaksal yönden gitgide yozlaşmaktadırlar. Amerika’da okuma-yazma bilmeyen 15 milyondan fazla insan vardır. Aç insanların sayısı da son bunalımla birlikte 50 milyona yaklaşmıştır. Küçük çocuklar beslenme yetersizliği nedeniyle ölmektedir. Daha ana karnında başlayan açlık yüzünden, yüzbinlerce bebek sakat doğmaktadır.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #3 : Mart 05, 2010, 04:40:48 ÖÖ » |
|
Gençliğin Sosyalist Yığın Örgütü Olarak SGB
Kapitalist-emperyalist sistemin ekonomik ve politik buhranı şiddetlendi. Bu durumun arkasından koro halinde safsataya başlayan ülkemiz egemen güçleri neredeyse gençliği hiçe sayan bir tutum içindeler. Onlar istiyorlar ki, gençlik hep uyusun ve parababalarının kasasına daha çok para girsin.
Egemen çevreler daha kısa bir süre önce kapitalizmin insanlığın sonsuza kadar düzeni olacağını söyledikleri sürenin üzerinden şunun şurasında yirmi yıl bile geçmedi. Artık en keskin sermaye düzeni savunucuları bile toprağın ayaklarının altından kaydığını görür oldu. Bu nedenle de korkulu düşleri olan sosyalizmden bir kez daha korku içinde söz eder oldular. Cumhuriyet tarihinden günümüze yaşanan bütün buhranların bugün için ülkemizde en derininin yaşanıyor olması önümüzdeki günlerin neler getireceği bakımından önemini önümüze koymuyor mu? Kuşkusuz koyuyor. Dolayısı ile bu gerçekler ışığında düşünüldüğünde gençliğin bu toz duman içinde yaşanan olumsuzluklar içinde yerinin ne olduğunu saptayıp ortaya koymamız gerekmez mi? Ya da gençliği sermaye güçleri dün olduğu gibi bugün nereye koymaktadır? Sorun gençlik olunca gençleri baş belası olarak düşünmenin ötesinde halk düşmanı egemen güçler hangi hesabın içindedirler? Koskoca bir hiç. Bu konuda suskunluğunu bozmayan egemen güçlerin, gençliğin zor yolu ile susturulmasından başka aklına ne gelmektedir? Gençlik yığınlarını bu denli baskı altında tutmanın ötesinde gerici ve halk düşmanı iktidarlar ve özellikle 8 yıla yakın bir süredir iktidarda olan AKP’nin politikalarını tam olarak biliyor muyuz? Bilmiyorsak karşılaştığımız ve karşılaşacağımız sorunların üstesinden bu durumda nasıl gelebiliriz? Gerçekten bu denli olumsuzlukların altında yatan nedenler irdelendiğinde görülecektir ki, dünden bugüne yaşanan faşist, gerici, baskıcı yol ve yöntemlerin tüm insanlar üzerinde olduğu gibi gençlik üzerinde de etkisinin olmadığını kim söyleyebilir? Egemen güçler isterler ki, gençlik düşünmesin. Ülke sorunlarına kafa yormasın. Kendileri, bir sürü gibi nereye sürülürlerse oraya gitsinler. Onların sözünün dışına çıkmasınlar. Doğal olarak kapitalist sistemin temsilcilerinin gençliği yasalarla, yönetmeliklerle susturması bizi şaşırtmamaktadır. Çünkü bu onların görevidir. Yoksa haksız olarak sermaye güçlerinin kasalarını doldurmalarının olanağı elbette ki olmayacaktır. Şimdi kapitalist sistemin gereği olan bunalımların faturası ister istemez ağır olmaktadır. Ancak bu fatura yine de dönülüp dolaşılıp bizlere ödetilmek istenmektedir. Bu faturanın ağır bedellerini kuşku yok ki, gençliğin büyük bir bölümü ödemektedir. Böylesine ağır tablonun sorumlusu biz gençler olmadığımıza göre; bu faturanın bize ödetilmesini de asla kabul edemeyiz. Buradan açıkça ilan etmek isteriz ki, kapitalizmin bunalımının sonuçlarını da tartışmasız parababaları ödemelidir. İş bu kadarla da kalmamalı, onların çürümüş, çökmüş düzenleri kafalarına geçirilmeli ve yepyeni insanlıktan yana bir düzen olan sosyalizm kurulmalıdır.
Ne yapmalıyız? Ülkemizde ve dünyada egemen güçlerin yaptırımlarına karşı şanlı çıkış yollarımız olmuştur. Bu birikimlerimizden yola çıkarak bir an önce eyleme geçmeli ve gerekli savaşım yöntemlerini örgütlemeliyiz. Bu topraklar üstünde haksızlığa karşı direnişin sembolleri haline gelen Şeyh Bedrettinlerimiz, Pir Sultan Abdallarımız, Dadaloğlumuz, Köroğlumuz olduğunu unutmamalıyız. Bunların hepsi bu toprakların insanıdır ve eşitlikçi ve dayanışmacıdırlar. Buradan kalkarak diyebiliriz ki, geniş gençlik yığınlarının Sosyalist Gençlik Birliği (SGB) çatısı altında toplanması en önemli ereğimiz olmalıdır. Çünkü biz biliyoruz ki, birlikten güç doğar ve o güç halk düşmanlarını bulundukları yerden söküp atar. Bunu iyi bilen egemen güçler her zaman için bizi içimizden vurmaya çalışmışlardır. Birinci yöntemleri bizi bölüp parçalayarak etkisiz hale getirmektir. Bu büyük ölçüde başarılmıştır. Bu gerçeği gören biz genç sosyalistler, gençliğin birleştirilmesi için kollarımızı sıvamalı ve özverili bir çaba göstererek yığınsal bir gençlik örgütü yaratmalıyız. Bütün bunları biliyor olmamız da sorunların üstesinden gelmemize yetmeyecektir. Zorlukları bilerek, bu doğrultuda kararlı bir yürüyüş başlatıp önümüze çıkan tüm engelleri aşarak bize kurulmak istenen tuzakları boşa çıkarır ve bizi yenemeyecekleri bir güce ulaşabiliriz. Gençliğin güven duyduğu bir gençlik örgütü yarattığımızda doğal olarak yığınlar için bir çekim merkezi haline gelmemiz de kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle birliğini sağlamış, ayrılık nedenlerinin büyük ölçüde üstesinden gelmiş, doğal gençlik önderlerini bağrında toplayan bir gençlik örgütünün nelerin üstesinden geleceğini iyi bilmekteyiz. Kendi tarihimizde yaratılan DEV-GENÇ örneği bunun en tipik örneğidir. Kimi eksikliklerine karşın bu denli yığınsallığı yakalamış ve ülkemizin hemen her yerinde örgütlenmiş bir gençlik hareketinden söz etmekteyiz. Öyle bir gençlik örgütü ki, toprak işgallerinden, grevlere, yardımlaşma ve dayanışmadan geniş gençlik yığınlarının örgütlenmesine kadar her türlü eylemin içinde bu örgütlülüğü görmek olasıdır. Biz burada kimi eksikliklere de işaret
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #4 : Mart 05, 2010, 04:41:27 ÖÖ » |
|
etmek zorundayız. Gençlik örgütlenmesi bütün eylemliliğine karışın yine de kendisini parti yerine koymamalı, partinin görevlerini üstlenmemelidir. Ancak partinin programını yaşama geçirmek için verdiği savaşımın da içinde olmalı, kendisine düşen görevleri ikirciksiz yerine getirmelidir.
Nasıl bir örgütlenme nasıl bir örgüt? Ülkemizde sistemden kaynaklanan saymakla bitmeyecek denli çok sorunlar yaşanıyor. Özellikle üniversite okumak isteyen gençliği bekleyen sorunlar hiç de az değil. Üniversite kapısına yığılan sayının içinden üniversiteye girme şansını yakalayan yüzde 10-15’lik bir dilim dışarıda kalıyor. Dışarda kalanlarsa yeniden kazanmak için büyük bir emek ve zaman harcamak zorunda kalıyorlar. Üniversiteyi kazananlarsa 4-6 yıllık bir süre sonrasında yine de girip çalışacakları bir iş bulmakta zorlanıyor ve hatta bulamıyorlar. Önlerine sayısız engeller konulmuş durumda. Okullarını bitirmiş olmaları yeterlilik sayılması gerekirken hayır onları bekleyen yeni bir sınavla tekrar önleri kapatılıyor. Sınavı da aşsalar bile, bu kez de siyasi iktidarın onlara iş olanağı sağlayıp sağlamayacakları gündeme geliyor. Özetle gençlik, yaşamlarının en verimli olduğu dönemlerde heder edilip harcanıyor. Bizler bütün bunların sistemden kaynaklandığının bilincindeyiz. Bu nedenle eşit, özgür ve kardeşçe bir düzen içinde yaşamak için gençliğin savaşım vermesi gerekiyor. İçinde yaşadığımız bütün olumsuzlukların son bulması için ancak ve ancak kapitalizmin yıkılması yerine sosyalizmin kurulması gerekiyor. Doğal olarak bu bilinç ve kararlılıkta bir örgüt yaratmadan ve gençliğin dinamizmini eyleme geçirmeden dile getirdiğimiz bir yaşam tarzına da ulaşmamız olası değildir. Bu konuda başarıya giden yolu bilmeliyiz ki, sıkı bir örgütlenme ile ancak ve ancak aşabilme şansımız vardır. Bu örgütlenmenin adı, gençlik için Sosyalist Gençlik Birliği (SGB)dir. SGB olarak bizler; neyi savunduğumuzu ve toplumsal gerçekliğimizi iyi bilmeli, donanımlı bir gençliği örgütleyip yetiştirmeliyiz. Yaşamın ta ortasından sorunlara yanıt bulan ve amaçları için savaşım veren bir örgütlenme yığınlar için çekim merkezi olmayı başarmakta zorlanmayacaktır. Yaşamdan kopukluğu, yukarıdan gazel okumayı gereksiz buluyoruz. Kuru bir söylem tutturarak amacımıza yürüyemeyiz. Gençliğin istemlerini önümüze koyarak ve bu isteklerin gerçekleştirilmesi için arkamıza güç yığarak yürümeye devam etmeliyiz. Dile getirdiklerimizle eylemlerimiz çakışmalı ve adım adım kararlılık sergileyerek örgütlü bir güce ulaşmalıyız. Bu sözlerin kim ne söylerse söylesin örgütsüz olunduğunda fazladan bir değeri yoktur. Örgütlü olmak içinse amaçlarını ortaklaştırmış, aynı yöne bakan, birbirlerini tamamlayan sosyalist gençlerden oluşan bir yapıya duyduğumuz gereksinimi her fırsatta dile getiriyor oluşumuz da sorunu çözmek için yetmemektedir. Bir bakıma örgütlülük açısından soruna bakıldığında ivedi olarak harekete geçmek gerekir. Ülkenin her yanında bize kulak veren, yarattığımız örgüt disiplini ile davranan genç aktivistlerimiz olmalıdır ki, istediğimizi gerçekleştirelim, vurduğumuz yerden ses getirelim. Varlığımızdan ülkenin en köşesindeki genç bile haberdar olmalı, bu büyük gençlik yürüyüşüne katılmak için bizlerle kalıcı bağlar kurmalıdır. Bir başka deyişle savunduklarımızı ne kadar çok sayıda genç arkadaşımıza anlatırsak ve sorunları onların da sorunu haline getirmeyi başarırsak önümüz açılacak ve başarılı olmak yolunda yürüyüşümüzü sürdüreceğiz. Cılız, ne yaptığını bilmeyen, içine kapanmış, gençliğin istemleri yerine kısır tartışmalarla gün öldüren bir örgütlenme anlayışından uzak durmalıyız ve hatta bu tür eğilimlere aramızda asla fırsat vermemeli, yine bu yönde gelişmelere örgütlü, kararlı ve kitlesel bir örgütlenme gerçekleştirerek yanıt vermeliyiz. Tarihin çarkı asla geriye doğru dönmez. Bu çarkın hızına ve dönme sürekliliğine ayak uydurmaksızın başarılı olamayız. Ülkemizin her köşesinde örgütlenecek ve bizimle birlikte yürüyecek genç arkadaşlarımızın olduğunu iyi biliyoruz. Sorun onlara ulaşmak, sorun onları bilinç ve kararlılıkla donatarak bir örgüt disiplini yaratmaktır. Bizler bunu başarabiliriz. Bunun için çıkardığımız dergimizi daha çok sayıda genç arkadaşa ulaştırmalı ve yaygın bir okur kitlesi kazanmalıyız. Ancak bütün bunları bir disiplin ve süreç içinde gerçekleştirmeye çalışırken en dikkat kesilmemiz gereken şey; sola ve sosyalizme gerektiği kadar inanmamış, kimlik ve kişilik zayıflığı olan kimseleri asla gençliğin önüne örgütçü olarak çıkarmamalıyız. Çünkü böyleleri yıllarca yarattığımız emeğimizi bir çırpıda yok edebilirler. Etmekle kalmaz gençlik örgütlenmemizi zaafa uğratarak örgütlenmemizi büyük ölçüde zorlaştırırlar. Bizim bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmalarda böylesi örneklerimiz az değildir. Bu yazımızda kuşkusuz kişi kişi onlardan söz edecek değiliz, söz etmek gerekli de değil. Yalnız bu gibi sorunları gerektiğinde örgüt içi toplantılarda dile getirir ve genç arkadaşlarımızın önüne sereriz. Bizler gençliğin sosyalist yığın örgütü SGB’yi yaratmak için yola çıkmış bulunuyoruz. Bu konuda yeterince öğretisel ve örgütsel donanıma sahibiz. Eğer bu donanımla da sorunların üstesinden gelemiyorsak kendimizi çok yönlü olarak gözden geçirmeli ve sıçramalı bir örgütlülüğü mutlaka yaratmalıyız.
Örgütlenme olarak elimizdeki fırsatlar nelerdir? Örgütlenmek için elimizde yeterince fırsat da olanak da vardır. Çünkü ülkemizin koşulları gençliği çok ağır koşullarda yaşamaya zorunlu bırakmıştır. Bu zorunluluktan çıkış yolları bulmak ve fışkırmak zor değildir. Bizim düşündüklerimizi ve söylediklerimizi salt biz söylüyor değiliz. Dünyanın pek çok yerinde bu konu ile ilgili olarak deneyler ve örgütlenmeler olmuştur. Ayrıca önümüzde başka ülkelerde halen başarıyla uygulanan deneyler de yok değildir. Bütün bu deneyler bizlerin yoluna hiç kuşku yok ki, ışık tutacaktır. Bizler bu nedenle örgütlenmemek için hiç neden ileri süremeyiz. Aksine örgütlenmek için elimizdeki bütün olanakları ortaya kor ve kararlıca yolumuza devam ederiz. Son söz; öyle boş sözlerle kendimizi boğup yok edemeyiz. Açıktan açığa örgütlenme koşulları alabildiğine ortadayken ve örgütlenme olasıyken mızmızlık edip çevremize umutsuzluk saçamayız. Onca haksızlığa, onca zulme ve eşitsizliğe karşı savaşım vermek ve başarı kazanmak dururken kendimizin elini yine kendimizin bağlaması düşünülebilir mi? Sosyalist Gençlik Birliği’ne gönül vermiş gençler olarak bu soruya hayır demek ve öne atılmak en başa aldığımız görevimizdir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
admin
|
 |
« Yanıtla #5 : Mart 05, 2010, 04:42:46 ÖÖ » |
|
GENÇLER, GENÇ SOSYALİSTLER…
Ülkemizde olağanüstü günler yaşanıyor. AKP iktidarı kendi görüşlerine uygun bir yapılanma için hemen her alanda düğmeye basmış bulunuyor. Eğitimden sağlığa, sendikalardan işçi haklarına, bilimden üniversitelere, yargıdan demokratik hak ve özgürlüklere kadar dünya görüşlerine uygun bir anlayışı zorlayarak topluma zorla kabul ettirmek istiyor. Toplumun dikkati sürekli olarak başka alanlara çekilerek işçiler, emekçiler kendi hakları için savaşım vermesinler isteniyor. AKP iktidarının başı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından işçilere emekçilere söylenen şimdiye kadar duymadığımız sözler duyuyoruz. Yabancılara peşkeş çekilen TEKEL’in arkasından sokağa atılmak istenen işçilere kölelik dayatılıyor. Bu durumu kabul etmeyen işçilere ise; “yan gelip yatıyor ve para alıyorsunuz, devletin kasasını sizlere soydurmam” deniliyor. TEKEL işçilerinin eylemi yasadışıymış gibi gösterilip arkasında kimi örgütler var denilerek işçiler ve TEKEL işçilerini destekleyen yığınların gözleri korkutulmaya çalışılıyor. İşçi ve emekçilerin hakları hiçe sayılarak onlara hakkınıza razı olun yoksa sonu kötü olacak gibisinden gözdağı veriliyor. Yüzbinlerce genç işsiz ve yarınından umutsuz sokaklarda dolaşırken, gençlere iş olanakları yaratmak için hükümetin kılı kıpırdamıyor. Ülkemiz sanki yabancı ülkelerin mallarının kolaylıkla alınıp satıldığı, denetimsiz bir pazara dönüştürüldü. Bankaları ve sermaye kuruluşlarını emperyalist güçler ellerine geçirdiler. Bankaların elde ettiği kârlara baktığımız zaman bu alanda sömürünün nerelere vardığını açıkça görüyoruz. Ülkemiz bir konulup beş götürülen faiz cenneti haline getirildi. Özetle ekonomi çöktü. Çöken ekonominin yükü ise emekçi güçlerin omuzlarına yıkılıp faturası onlara ödetiliyor. Gençlik, sermaye güçlerinin ağır saldırılarının bedelini ödüyor. Gençler istedikleri gibi eğitim haklarını kullanamadıkları gibi, sistemin altından kalkılamayacak kadar ağır yüklerinin altında eziliyor. Çalışmak isteyen gence iş, okumak isteyen gence okuma hakkı tanınmıyor. 70 Küsur nüfuslu ülkemizin gençliğinin önüne sürekli engeller çıkarılarak onların insan gibi yaşama hakları ellerinden alınıyor. AKP iktidarının dayattığı çağdışı görüş ve anlayışlar cemaat örgütleri aracılığı ile gençliğe şırınga edilmek isteniyor. Umutsuzluğa düşürülen gençlerimiz Fethullahçı tarikat yandaşlarınca ağa düşürülerek kafaları yıkanıyor. Daha anaokullarından başlayarak üniversitelere kadar geniş bir alana el atmış bulunan gericilik sistemli bir beyin yıkama operasyonu sürdürüyor. Sonuç olarak karanlık günlerden geçiyoruz. Karanlık perdeleri yırtmak ve bütün ülkemizin emekçilerinin ve gençliğinin üstüne ışık düşürmek için ayağa kalkmalı ve örgütlenip onlara hak ettikleri dersi kesinlikle vermeliyiz. Çünkü yarın çok geç olabilir !...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|