SGB1974.ORG - LENİN - PARTİ - KOMSOMOL
Eylül 09, 2010, 10:22:21 ÖÖ *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
E-posta adresinize aktivasyon iletisi gelmediyse lütfen buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kitle Dergisi - Mart 2010 Sayısı  (Okunma Sayısı 191 defa)
admin
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540


Site
« Yanıtla #15 : Mart 06, 2010, 08:41:41 ÖS »

ERGENEKONDA SIRA SİVİLLERDE

Görevi başında ve emekli askerlere yönelik gözaltına alınma ve bir bölümünün de tutuklanma fırtınası birçok çevreyi sarstı. Polislerin arasında uslu uslu götürülen sert askerlere baktığımız zaman tarjikomik bir film görüntüsü izlenimi edindik. İşi daha da bir trajikomik yanı ise, gözaltına alma operasyonu ile birlik Genelkurmay’da toplantıya çağrılan orgeneraller oldu. Toplantı boyunca bilgi geçen haber merkezleri, alışılagelmiş sözcüklerle toplantıya dair bilgiler verdiler. Onlara göre Genelkurmay’ın ışıkları geç saatlere kadar sönmemiş yanmıştı. Bu durumda toplantıdan çok önemli sonuçlar çıkarmak olasıydı.
Ama toplantıdan önemli bir sonuç çıkmadı. Konu alışılagelmiş bir açıklama ile bitiriliverdi.
İşin en gülünç yanı ise darbe söylentileri ile ilgili kimi paşaların (hem de önemlilerinin) serbest bırakılırken daha alt rütbedekilerin tutuklanmasıydı. Bu görüntüden de anlaşılacağı üzere AKP iktidarının siyaseten arkasında olduğu bu operasyonda Genelkurmay’la anlaştıkları izlenimi veren bir durum sergilenmesiydi.
Türkiye’de darbe öngünlerinin canlı tanığı olarak darbenin ne zaman ve nasıl yapılacağını ezberledik artık. Ancak son “darbe” tartışmaları bizim öngünlerini yaşadığımız darbe girişimlerine hiç benzemediğini bütün çıplaklığı ile yaşıyor ve görüyoruz.
Her şeyden önce 12 Eylül 1980 faşist darbesi döneminde ülkemizde güçlü bir sol dalga vardı. Sovyetler Birliği ise ayaktaydı ve sosyalist sistem bütün dünya ülkeleri arasında bazı görünen olumsuzluklara karşın gıpta ile bakılan bir görünüm veriyordu. Durumun bu merkezde olması demek; dünya jandarmalığına soyunmuş olan ABD emperyalizmi için yok olmanın çanlarının çalınması anlamına geliyordu. Bu yüzden de bütün NATO ülkelerinde sosyalizmi önlemek için her türlü eylemi gözünü kırpmadan gerçekleştirecek kontrgerilla örgütleri kurulmuştu. Bu NATO terör örgütünce gün geçmiyordu ki, politik karışıklığı tetikleyecek bir cinayet işlenmesin. Amaç bu yöntemle sosyalistlerin üzerine gitmek ve onları zor kullanıp sindirerek dağıtmaktı. Kontrgerilla örgütlenmesi aracılığı ile sayısız cinayetler işlendi. Ne var ki, böylesine sistemli cinayetler bile solun önünü kesmeye yetmedi. Ayrıca kapitalist sistemin ekonomik bunalımını da hesaba katarsak gelinen nokta hiç de hayra alamet değildi. İşte bu yüzden daha büyük bir kalkışmaya ve karşıdevrimci faşist bir diktatörlüğe gereksinim duyulmaktaydı. Bu yüzden de ABD ve NATO faşist darbenin düğmesine bastı böylelikle 12 Eylül faşist darbesi gerçekleştirildi.
Günümüzde ise ABD’nin ve NATO’nun böyle bir darbeye gereksinimi yok. Daha da önemlisi kendi çıkarlarını bu denli üst noktada gerçekleştirebildiği AKP iktidarına karşı bir darbe yapılmasına geçit verilemezdi. Dolayısıyla AKP iktidarından hoşlanmayan askerler olabilir ama bu askerler asla emir komuta zinciri içinde bir darbe gerçekleştiremezler. Somut koşulların darbe için önü tıkalı olmasına karşın bu denli çok darbeden söz ediliyor olmasının ise kuşkusuz hem AKP hem de ABD açısından yararları sayılamayacak kadar çoktur.
ABD, kendi politikalarına uygun bir ordu istemekte, gerektiğinde bölgede bazı operasyonlar için Türk ordusunu kullanmak istemektedir. Şu an ABD’nin bu isteklerine olumlu yanıt alınması eskiye oranla ciddi bir şekilde zorlaşmıştır. ABD bu yüzden Türk ordusuna yönelik operasyonlarla amaçlarına uygun bir ortam için çaba harcamaktadır. Böylelikle ABD’ye karşı muhalefet edeceği düşünülen subaylarla birlikte ABD kendisi için safra haline gelmiş olanlardan kurtulmayı planlamış ve bu sistemli operasyonların hazırlanmasında AKP’ye bilinen bilinmeyen pek çok bilgi sunmuştur.
AKP’nin ise durumu ortadadır. İktidara geldikten sonra amaçladığı gerici ve faşizan bir iktidarı bir türlü oturtamamıştır. Arkasına Batı’yı ve ABD’yi almış olmasına ve parlamentoda önemli bir güce sahip olmasına karşın bütün özlemleri boşa çıkartılmaktadır. AKP bu yüzden kendisinin iktidarına ve uygulamalarına karşı ordudan geleceğini düşündüğü engellemeleri ortadan kaldırmak istemektedir. Bu yüzden de ucu açık Ergenekon operasyonu gerektiğinde kullanılmak üzere bir türlü bitirilmemekte, devam ettirilmektedir.
AKP’yi demokrat olarak niteleyen yağcı, dönek ve safdillerin emeklerini Recep Tayyip Erdoğan, verdiği demeçlerle bir çırpıda ortadan kaldırıvermektedir. Gazetecileri patronlarına şikayet eden, patronlar gazetecileri susturmazlarsa başlarına nelerin geleceğinin gözdağını veren bir başbakana 12 Eylül faşist dönemi dışında bugüne dek bir başbakana rastlamadık.
Gidişten anlaşılıyor ki, Ergenekon operasyonu hep gündemde tutulacak. TARAF gazetesinin yazdığına göre sıra Ergenekon’un sivil kesimine gelmiştir. Bu rakam 800 civarındadır. Erdoğan ve partisi bir korku ülkesi yaratmayı büyük ölçüde başarmıştır. Demek ki, bundan sonra operasyonlar sivil kesimlere yönelecektir. Ama unutmayalım ki, bütün dikta eğilimlerinin bugüne kadar bir geleceği olmamıştır. Tayyip’in dikta alayçığının da bir geleceği olmayacak geniş emekçi muhalefeti ile geldikleri gibi gideceklerdir.
Kayıtlı

"Yalnızca iki sınıf vardır, işçi sınıfı ve burjuvazi, ve her kim bunlardan birinden yana değilse, ötekinden yanadır."

http://www.tsip1974.com
http://www.bluemirrow.com
http://www.mizika.com
admin
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540


Site
« Yanıtla #16 : Mart 06, 2010, 08:41:59 ÖS »

İŞÇİ SINIFININ KENDİSİ İÇİN SINIF OLMASI VE SİYASALLAŞMASI

Uzun zamandır ülkemizde TEKEL işçilerinin sürdürdükleri savaşımlarının bir benzeri yaşanmadığı için TEKEL işçilerinin başlattığı eylem hemen bütün özellikle de sosyalist çevrelerce özenle izlenmeye başlandı. Öyle ki, kimi solcular hemen her gün TEKEL çadırlarını ziyaret ederek bugüne kadar vicdanlarını rahatlatırlarken, kimi sol ve sosyalist örgüt ve kişiler de, bu durumu siyasi çalışma yapmak için bir ortam gibi gördüler. Kuşkusuz bunda yadsınacak bir durum yok. Sosyalistlerin hemen her toplumsal olayda yer almaları ve gelişecek eylemliliği kendi yörüngelerine almalarından doğal bir şey yok. Bu nedenle de daha işin başından başlayarak işçilerin yanında yer alındı. Salt bu kadarla da kalınmayarak çadırlarda gecelenip, sohbetler yapıldı, birlikte türküler söylendi. Hemen her gün bir şekilde KEKEL işçileriyle birlikte yüründü gösteriler yapıldı. İş bu kadarla da kalmadı. Halktan kimselerde TEKEL işçilerini desteklemek için işçilerin yanına koştular. Bildiğimiz, tanıdığımız kimi solcuların ise orada sürekli gözükmeleri ve bir şeyler yapıyor izlenimi veren bir görüntü sergilemeleri ise dikkatimizden kaçmadı. Bu gibiler için işçiler aslan ve kaplandı. Öyle ki uyanmışlar ve haklarına sahip çıkar hale gelmişlerdi. Bu yüzden de işçiler övünçle desteklenmeli övgülenmeliydiler. Daha da önemlisi işçiler artık solculara da kötü gözle bakmaz olmuşlar, biz solcuları böyle bilmiyorduk noktasına gelmişlerdi. Bir çok kişi ve örgüt için bu kadar kısa zamanda bu kadar yol alınması önemliydi ve uyanan sınıf usul usul uyanmaya başlamıştı.
Bu türden yaklaşımlar sol içinde her zaman olmuştur. İşçileri olduğunun dışında görüp olabildiğince abartan bu anlayışı bekleyen kaçınılmaz sonuç her zaman için işçi kuyrukçuluğu olmuştur. Kuyrukçuluğun ise ne işçi sınıfına ne de solculuk yapanlara bugüne dek hiçbir yararı olmamasına karşın bu yöntem bir türlü terk edilmiş değildir. Daha da önemlisi birçok örgüt ve kişi var olan durumla yetinmeyi, dışarıdan bakanların işçilerin eylemlerinin yanında olunduğu görünümü veren bir anlayışla sınırlı tutulduğu için boşa giden bir emek ve zaman yitimi olduğunu ancak işler kötüye dönüştüğü zaman görebilmektedirler.
Bu eleştiriler bilinmiyor değildir. Bilindiği için de bu kez kimi sol örgütler işi sıkı tuttukları izlenimi vere girişimlerde bulunmuşlardır. Hemen işçi çadırlarının yanına birer çadır çekerek onlarla bir ve beraber olunduğu gösterilmek istenmiştir. Bir yerden sonra çay dağıtmanın esas olduğu çadırlar olması gereken işlevini bir türlü aşamamaktadırlar. Buradaki görünüm aşağı yukarı bazı istisnalar dışında birbirine bir türlü karışmayan suya benzemektedir. Bu tür çalışmayı yürütenlerin durumu aşağı yarı böyledir.
TEKEL işçilerinin bu direnişinin hiç kuşku yok ki öğrettikleri de az değildir. TEKEL işçileri Tayyip ve partisine seslenerek AÇILIM burada demektedirler. Yani biz Türkü, kürdü, lazı, alevisi, sünnisi, tek vücut olduk demeye gelen bir görünüm sergilemektedirler. Bir anlamda sınıf kardeşliğini öne çıkardıklarını sesli şekilde dile getirmekte ve öyle de davranmaktadırlar.
Burada üzerinde döne döne durmamız gereken bir gerçeklik vardır. Nasıl olmaktadır da işçilerin bir kısmı kölelik anlaşması olan 4C’ye tav olup direnişten vazgeçmişlerdir? Ya da önümüzdeki günlerde TEKEL işçilerine bir polis müdahalesi olur da direniş kırılırsa onca direnişten övünçle söz edeceğimiz elimizde geriye ne kalmış olacaktır? İşte burada daha yürekli ve çuvaldızı kendimize batıran sözler etmeye hazır olmalıyız. Geride yarın ki savaşıma örnek olabilecek bir şeyler bırakmaksızın yenilgiyi tadarsak ortaya çıkmış olan yılgınlığı daha uzun zaman üzerimizden atmamış olacağız. Oysa bize ve genel olarak Türkiye işçi sınıfını yüreklendirecek kısmi de olsa başarılara gereksinimimiz vardır. Örneğin 15-16 Haziran 1970 şanlı işçi sınıfı direnişinden bugüne dek övünçle söz ediyorsak iki gün sonra sokaklardan çekildiği halde geride bir başarı bırakmasındandır. Çünkü o dönemde işçilerin örgütlenmesini sınırlayan bir yasayı getirmek isteyen Adalet Partisi’nin yasadan vazgeçmesiyle sonuçlanmıştır.
Bugün TEKEL işçilerinin haklı savaşımına bakıp kesinlikle zaferle sonuçlanacak düşüncesinde olmak bir zaaftır. Sonuç yenilgiyle de sonuçlanabilir. İşçi sınıfı bu ve benzer sayısız savaşta yenilgiyle çıkmıştır bunu biliyoruz. Ancak her savaş ona ve topluma yeni yeni savaşma kararlılığı kazandırmış, işçilerin, emekçilerin üstündeki ölü toprağının kalkmasına neden olmuştur. Bir anlamda işçiler direniş alanlarını okul gibi kullanmışlar ve kendileri için sınıf olma bilincine ulaşmışlardır. Bu durum işçiler için kalıcı bir kazanım olup daha sonraki direnişlerde sağlam bir yapıyla yüklenmenin maddi zeminini de hazırlayacaktır.

İŞÇİLER SİYASALLAŞMALIDIR

Kuru kuruya sınıf olmanın ayırtına varmak sorunu çözmez. Burada gözden kaçırmamamız gereken şey işçilerin siyasallaşmasıdır. Çünkü siyasallaşan işçiler kısa süre içinde çok şey öğrenecekler, kendileri ve toplum için kurtuluşun sosyalizmde olacağını öğreneceklerdir. Yetmez. Savaşımın daha kararlı ve sonuç alıcı olması için sosyalist bir partide yani işçilerin kendi partilerinde örgütlenmeleri gerektiğine inanmış olacaklardır. Bu nedenle; siyasallaşmamış bütün hareketlerin ömrü bir saman alevinin yanıp sönmesi kadardır. Parlar ve söner. Oysa bizim ateşimiz, sosyalizmin ateşi nerede yakılırsa hiç sönmeyecek denli sürgit bir süreklilik göstermelidir.
Kayıtlı

"Yalnızca iki sınıf vardır, işçi sınıfı ve burjuvazi, ve her kim bunlardan birinden yana değilse, ötekinden yanadır."

http://www.tsip1974.com
http://www.bluemirrow.com
http://www.mizika.com
admin
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540


Site
« Yanıtla #17 : Mart 06, 2010, 08:42:15 ÖS »

BİR KEZ DAHA SOSYALİSTLERİN BİRLİĞİ ÜZERİNE

Bu sözcük, sihirli bir sözcüktür. Ne ki sihirli olduğu kadar da kusurludur. Bugüne kadar bu sözcüğün peşine takılıp onca zaman yitirenlerin geriye dönüp baktıkları zaman ellerinde bir şeyin kalmamış olması düşündürücüdür. Düşündürücüdür diyorsak bunun bugüne kadar yaşadıklarımızla ilintisi açık seçik ortadadır. Bu yüzden de Birlik öyle günlerce tartışarak, kişi ve grupların sol ve sosyalizm ve partiyle ilgili düşüncelerini yazarak çizerek gerçekleşmiyor ya da bu yöntemle bir yere varılmıyor. Aylarca bir şeyler yazıp çizenler; zaman zaman birbirlerine yaklaşsalar, hatta “aynılaşsalar” bile iş son kertede katılanların yine kendi düşüncelerinde ayak diremeleriyle sonuçlanıyor. Sonuçta ise alındığı sanılan yolun bir de bakılıyor ki, daha başında kalınmış.
Böylesi bir anlayış; kuşku yok ki, bir daha giderilmesi zor güvensizliği gündeme taşıyor ki, bundan sonrasında umut aramak bile zorlaşıyor. Bu yüzden de Birlik konusu daha pratik, kararlı ve güvenle çözülebilir. Çünkü sosyalist görüşlerle donanımlı, pratik, kararlı ve birbirlerine güven duyan kimselerin birleşmelerinden nesnel bir şey olamaz. Bunun yerine kılı kırk yarıyormuş görüntüsü veren, bu görüntüye de öğretisel kılıf geçiren anlayışlarla sonsuza kadar birlik olunamayacağına sayısız kez tanıklık ettik.
Sosyalist bir parti kurulurken, kurucular bir programla ortaya çıkmışlar ve yollarına devam etmişlerdir. Eğer küçük burjuva gevezeliğinin devrimcilik olarak yutturulduğu bir tartışma anlayışıyla sürece dahil olunmak istenseydi parti kurmak da olanaksız olacaktı.
Artık ülkemizde bu konu anlaşılmıştır. Olması gereken şey, kişi, grup ve çevrelerin gelip kendilerine yakın buldukları politik bir çizgiye katılmalarından geçmektedir. Süreç içinde ve parti yoldaşlığı çerçevesinde parti ismi dahil, programda da değişiklik yapılabilir ve günümüz koşullarına uygun bir programla savaşımın içinde yer alınır. Burada kimseye benzemediğini düşünen çevrelerse orada burada eğlenmeyip kendi örgütlerini kurmalı ve yığınların önüne çıkmalıdır ki, ak, kara belli olsun. Yoksa birileri sonsuza kadar örgüt kurma sayıklamalarıyla işe yaramaz görüşleri ortalığa pompalayıp duracaklardır.
Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, birlik konusunda oldukça yalın ve nesnel düşünmektedir. Birlik, bilinen yöntemle hiç gerçekleşmeyecekmiş gibi düşünerek bir işçi sınıfı partisine yakışır bir duruş ve kararlılıkla savaşım sürdürerek de komünist hareket tekleştirilebilir. Ve zaten biz uzun zamandır bunu düşünmekteydik ve benzer hiçbir çalışmaya kendimizi yakın bulmuyorduk. Süreç öyle gelişti ki, bazı arkadaşlarla birlikte olacağımız görüşü bizde ağırlık kazandı. Temel noktalarda aynı düşünüyorduk ve düşündüğümüz konuları ise yazıya dökerek ortak bir anlayış çerçevesinde yürüme kararı aldık. Hatta, bazı görüşmelerde birlikte davrandığımız arkadaşa TSİP sözcüsüymüş gibi de davranma yetkisi verdik. Başlangıçta her şey iyiye gidiyordu. Ta ki, bir toplantıda yazdıklarımızı askıya almak ve tek bir parafrafla birlik yapmayı hedefleyen yayın çıkararak orada herkesin görüşünü yazması ve tartışarak birliğe varılacağı teklifi getirilinceye kadar.
Yine denenmiş yolların bir benzerine dönmüş, zaman ve maddiyat israfına yol açacak olan bir noktaya çekilmek istenmiştik. Sorun yayın çıkarmaksa zaten parti olarak üç yayın çıkarıyorduk. Bunlara bir de anlaşıp anlaşmayacağımız belli olmayan dördüncüsünü eklemek bize göre değildi. Daha fazla bu alanda oyalanmayı yararsız bulduk ve bu çalışmadan çekildik.
Biz, birliği dışlayan bir anlayışa sahip değiliz. Ancak başvurulan yollarla ilgili kesin olmaz hükümlerimiz var. Bu nedenle de partimizin kendi çalışmalarını örgütlemek ve sosyalizm yolunda tarihsel bir zemine de sahip çıkarak yürümeyi var olmamızın nedenlerinden biri saydık ve saymaya devam edeceğiz.
Aynı çizgiden gelinse bile kökeninde birbirine düşmanlık olan ve kapatılmayan hesapları her fırsatta dile getireceklerle birlikte ve bir yoldaş ortamı yaratılarak çalışılamaz. Bu gerçeklerin ışığında kimseye karşı öznel bir niyet beslemeden TSİP olarak yolumuza devam edeceğiz. Bilime olan inancımız, kararlılığımız ve Leninist parti anlayışımızla güçlüklerin üstesinden geleceğimize her zamankinden çok daha fazla inanıyor ve komünist hareketin ülkemizde sürekliliğini
Kayıtlı

"Yalnızca iki sınıf vardır, işçi sınıfı ve burjuvazi, ve her kim bunlardan birinden yana değilse, ötekinden yanadır."

http://www.tsip1974.com
http://www.bluemirrow.com
http://www.mizika.com
admin
Administrator
Hero Member
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 540


Site
« Yanıtla #18 : Mart 06, 2010, 08:42:31 ÖS »

İşçilere, Emekçilere, Gençlere, Kadınlara, Tüm Halkımıza


Ülkemiz ağır ve zor günlerden geçiyor. İşçi ve emekçi yığınlara AKP iktidarının saldırısının bir türlü önü kesilemiyor. Bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından işçiler emekçiler tehdit edilmekle kalmıyor, akıllarının başlarına getirileceği söyleniyor. Öyle ki, Recep Tayyip Ali kıran başkesen hale geldi. Köşe yazarlarının yazdıkları yazılar hoşuna gitmediği için gazete patronlarına çıkışarak sen onları susturamazsan ben susturacağım anlamına gelen saldırganlıklarda bulunuyor. İşin daha da kötüsü Tayyip’i demokrat olarak öve öve tepemize çıkaran bir sürü yağcı takımı gazeteci olmasına karşın, Tayyip; bir avuç namuslu gazeteciye dayanamayarak tıpkı faşist diktatörlüklerde olduğu gibi emirler vermeye yelteniyor.

Başbakan ve bakanları TEKEL işçilerinin hak istemleri karşısında öfkeye kapılarak ağızlarına ne gelirse onu söylüyorlar. Başbakan işçileri soyguncu yerine koyarak; “size devletin kasasını soydurtmam” derken bakanları da ondan geri kalmıyorlar ve işçilerin sol yapılar ve PKK tarafından kullanıldığını söyleyecek kadar ileri gidiyorlar. Bu tür suçlamalar da kâr etmeyince bu kez de, açık açık zor kullanacakların söyleyerek ortalığa korku salıyorlar.

TEKEL işçilerinin büyük bir bölümü ise bu tehditlere pabuç bırakmıyor, işleri, ekmekleri ve kazanmış oldukları her türlü sosyal hakları için direnişlerini sürdürüyorlar. İşçiler bu uğurda savaşırlarken bir işçi kardeşlerini trafik kazasında yitiriyor ve işçinin katilinin AKP iktidarı olduğu bilinciyle AKP iktidarının katil olduğunu haykırıyorlar. İktidar bunca haksızlığına karşın geri adım atacağı ve TEKEL işçilerinin haklarını vereceği yerde bulundukları yeri terk etmelerini ve memleketlerine dönmelerini aksi halde çadırları zorla sökeceğini ve direnen işçileri dağıtacağını söylüyor. Yani AKP iktidarı işçilere ne denli sermayenin Ali kıran başkeseni olduğunu göstermek istiyor.

İŞÇİLER, EMEKÇİLER, KARDEŞLER!

İçinde yaşadığımız ortamın nelere gebe olduğunu iyi kavramamız gerekiyor. Öyle bir iktidarla karşı karşıyayız ki, yargı yerine göre AKP iktidarınca övülürken, işine gelmeyen durumlarda yargıya karşı söylenmedik söz bırakılmıyor. Güdümünde bir yargı yaratmak için AKP iktidarı, yasal düzenlemelerden söz ediyor. Anlaşılacağı üzere 12 Eylül 1980 faşist dönemini aratmayan yol ve yöntemlere başvuruluyor, başvurulmak isteniyor. Partimiz Türkiye Sosyalist İşçi Partisi 12 Eylül faşizmine karşı direnmiş bir partidir. Bu nedenle AKP gericiliğine pabuç bırakacak değiliz. Haklıyız, ayağa kalkacak ve haklarımızı alıncaya kadar savaşımımızı sürdürecek, ileri atılacağız. Hiçbir güç sosyalistleri alt edemez. Direneceğiz kazanacağız…
YAŞASIN SOSYALİZM! YAŞASIN PARTİMİZ! YAŞASIN TEKEL İŞÇİLERİNİN HAKLI DİRENİŞİ!

TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ
Kayıtlı

"Yalnızca iki sınıf vardır, işçi sınıfı ve burjuvazi, ve her kim bunlardan birinden yana değilse, ötekinden yanadır."

http://www.tsip1974.com
http://www.bluemirrow.com
http://www.mizika.com
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
Asalet Theme: deruni
XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!